Hz. Ömer (r.a) Hayatı – Hz. Ömer-ül-Faruk

Hz Ebû Bekir‟den sonra Eshâb-ı kiramın en büyüğü ve Peygamberimizin ikinci halifesi.
Hülefa-i RaĢidinden ve AĢere-i mübeĢĢereden yani Cennetle müjdelenen on kiĢiden biridir.
Hicretten kırk sene önce Mekke‟de doğdu. Dokuzuncu dedesi olan Ka‟b‟da soyu Peygamberimizin
(s.a.v.) soyu ile birleĢir. Babası Hâttâb KureyĢ kabilesinin ileri gelenlerinden, annesi Hanteme
bint-i HiĢam Ebû Cehil‟in kızkardeĢi idi. Künyesi Ebû Hafs‟dır.
Ġslâmdan önceki Mekke toplumunda doğup büyüyen Hazreti Ömer nesep ilmini, (soy
kütüğü) iyi bilirdi. Gençliğinde ata biner ve güreĢ yapardı. Babasının koyunlarını güderdi. Daha
sonra ticâretle meĢgûl olmuĢ ve çeĢitli memleketlere gitmiĢtir. Aynı zamanda KureyĢ‟in sefiri
yani elçisi idi. Hicaz bölgesinin o zaman en meĢhûr ve en büyük panayırı olan Ukaz panayırında
defalarca güreĢte birinci oldu. Ayrıca hitâbetinin üstünlüğü ve ata binmekteki mahareti ile
meĢhûr olmuĢtur. Eğere dokunmadan ata binerdi. Sol elini sağ eli gibi iyi kullanırdı. Çok
heybetli, cesur ve çok kuvvetli idi. Edebinden, hayasından Resûlullahın huzûrunda o kadar yavaĢ
konuĢurdu ki, Peygamberimiz (s.a.v.) “Yüksek söyle yâ Ömer iĢitemiyorum” buyururdu.
Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün gördü ki Hazreti Ömer ile Ebû Cehil bir yerde oturmuĢlar,
gizli gizli bir Ģeyler konuĢuyorlardı. O gece Resûlullah (s.a.v.) “Yâ Rabbî bu Ġslâm Dinini
Ömer ile yahut Ebû Cehil ile kuvvetlendir” diyerek duâ etti. Peygamberimizin (s.a.v.) duâsı
üzerine Hazreti Ömer müslüman olmakla Ģereflendi.
Hazreti Ömer‟in Müslüman Olması: Bi‟setin yani Resûlullaha (s.a.v.) peygamber
olduğunun bildirildiği günün altıncı yılında, Resûlullahın amcası Hazret-i Hamza îmâna gelince,
müslümanlar çok kuvvetlendi. Çok sevindiler. Bu iĢ KureyĢ kâfirlerine güç geldi. Ġleri gelenleri
toplandılar: (Muhammedin adamları çoğalıyor. Bunu önlemeğe çare bulalım) dediler. Her biri
birĢey söyledi. Ebû Cehil (Muhammed‟i öldürmekten baĢka çâre yoktur. Bunu yapana Ģu kadar
deve, bu kadar da altın veririm) dedi. Ömer bin Hâttâb yerinden fırladı. (Bu iĢi, Hâttâb oğlundan
baĢka yapacak yoktur) dedi. Onu alkıĢladılar. (Haydi Hâttâb oğlu! Görelim seni) dediler. Kılınanı
çekerek yola düĢtü. Nu‟aym bin Abdullah‟a rastladı. (Bu Ģiddet, bu hiddetle nereye yâ Ömer?)
dedi. O da (Millet arasına ikilik sokan, kardeĢi kardeĢe düĢman eden Muhammed‟i öldürmeğe
gidiyorum) dedi. (Ya Ömer! Güç bir iĢe gidiyorsun. O‟nun Eshâb‟ı çevresinde, pervane gibi
dolaĢıyor. O‟na birĢey olmasın diye titreĢiyorlar. O‟na yaklaĢmak çok zordur. O‟nu öldürsen bile
Abdulmuttaliboğullarının elinden yakanı nasıl kurtarabilirsin?) dedi. O‟nun bu sözlerine çok kızdı.
(Yoksa, sende mi onlardan oldun? Önce senin iĢini bitireyim) diye, kılınca sarıldı. (Yâ Ömer! Beni
bırak! KardeĢin Fâtıma ile, zevci Sa‟îd bin Zeyde git ki, ikisi de müslüman oldu), dedi.
Onların müslüman olduğuna inanmadı. (Eğer inanmazsan, git sor! Anlarsın) dedi. Bu iĢi
baĢarırsa, din ayrılığı ortadan kalkacak, fakat Arapların âdeti olan kan davası hâsıl olacaktı.
KureyĢ ikiye bölünecek. Birbiri ile çarpıĢacaktı. Böylece, değil yalnız Ömer bin Hâttâb, bütün
Hattâboğulları öldürülecekti. Fakat Ömer bin Hâttâb çok kuvvetli, cesur ve öfkeli olduğundan
bunları düĢünememiĢti. KardeĢini merak edip hemen evlerine gitti. O anlarda (Tâhâ) sûresi yeni
gelmiĢ, Sa‟îd ile Fâtıma, bunu yazdırıp, Habbâb bin Eret adındaki sahâbîyi evlerine getirmiĢ,
okuyorlardı. Ömer bin Hâttâb, kapıdan bunların sesini duydu.
Kapıyı çok sert çaldı. O‟nu, kılıç belinde, kızgın görünce, yazıyı sakladılar. Habbâb‟ı
gizlediler. Sonra kapıyı açtılar. Ġçeri girince (Ne okuyordunuz?) dedi. (BirĢey yok) dediler.
Kızması artarak, (iĢittiğim doğru imiĢ, siz de O‟nun sihrine aldanmıĢsınız), dedi. Sa‟îd‟i
yakasından tutup, yere atdı. Fâtıma kurtarayım derken, onun yüzüne de öfkeli bir tokat indirdi.
Yüzünden kan akmaya baĢladığını görünce, kardeĢine acıdı. Fâtıma‟nın canı yandı. Kana boyandı
ise de, îmân kuvveti, kendisini harekete getirip, Allahü teâlâya sığınarak, (Yâ Ömer! Niçin
Allah‟dan utanmazsın? Âyetler ve mu‟cizeler ile gönderdiği Peygambere inanmazsın? iĢte ben ve
zevcim, müslüman olmakla Ģereflendik. BaĢımızı kessen, bundan dönmeyiz) dedi ve kelime-i
Ģehâdeti okudu. Hazreti Ömer, yere oturdu. YumuĢak sesle, (Hele Ģu okuduğunuz kitabı
çıkarınız) dedi. Fâtıma, “Sen abdest veya gusül abdesti almadıkça onu sana vermem” dedi.
Hazreti Ömer abdest aldı. Ondan sonra Kur‟an sahifesini Fâtıma getirdi. O‟na verdi. Hazreti
Ömer, güzel okuma bilirdi. Tâhâ sûresini okumağa baĢladı. Kur‟ân-ı kerîmin fesahati, belagatı,
mânâları ve üstünlükleri kalbini çok yumuĢattı. (Göklerde ve yer yüzünde ve bunların
arasında ve toprağın altındaki Ģeyler hep O‟nundur) âyetini okuyunca, derin derin
düĢünceye daldı. (Yâ Fâtıma! Bu bitmez tükenmez varlıklar, hep sizin tapdığınız Allahın mıdır?)
dedi. KardeĢi (Evet, öyle ya! ġüphe mi var?) dedi. (Yâ Fâtıma! Bizim binbeĢyüz kadar altundan,
gümüĢten, tunçdan, taĢdan oymalı, süslü heykellerimiz var. Hiçbirinin, yeryüzünde bir Ģeyi yok!)
diyerek, ĢaĢkınlığı arttı. Biraz daha okudu. (O‟ndan baĢkasına, tapılmaz, bel bağlanmaz.
HerĢey, ancak (O‟ndan beklenir. En güzel isimler O‟nundur) âyetini düĢündü. (Hakîkaten,
ne kadar doğru) dedi. Habbâb bu sözü iĢitince, yerinden fırladı. Tekbîr getirdikten sonra, (Müjde
yâ Ömer! Resûlullah Allahü teâlâya duâ ederek, (Yâ Rabbi! Bu dinî, Ebû Cehil ile yâhud
Ömer ile kuvvetlendir) buyurdu. ĠĢte bu devlet, bu se‟âdet sana nasip oldu) dedi. Bu âyet-i
kerîme ve bu duâ, Ömerin kalbindeki düĢmanlığı sildi, süpürdü. Hemen, (Resûlullah nerede?)
dedi. Kalbi, Resûlullahın sevgisi ile yanmağa baĢladı. O gün, Resûl-i ekrem (s.a.v.) Safa tepesi
yanında, Erkam‟ın evinde Eshâbına nasîhat veriyordu. Eshâb-ı kiram toplanmıĢ, onun nurlu
cemâlini görmekle, tatlı tesirli sözlerini iĢitmekle kalblerini cilalıyor, rûhlarını ferahlatıyorlardı.
Sonsuz lezzet, zevk ve neĢe içinde halden hale dönüyorlardı. Hazreti Ömer‟i buraya getirdiler.
O‟nun kılıçla geldiği görüldü. Heybetli, kuvvetli olduğundan, Eshâb-ı kiram, Resûlullahın etrâfını
sardı. Hazret-i Hamza (Ömer‟den çekinecek ne var, iyilik ile geldi ise, hoĢ geldi. Yoksa o kılıncını
çekmeden ben onun baĢını yere düĢürürüm) derken, Resûlullah (Yol verin, içeri gelsin!)
buyurdu. Biri sağında, biri solunda, ötekiler tetikte olarak içeri girdi. Cebrâil (a.s.) daha önce
Hazreti Ömer‟in îmân ettiğini, yolda olduğunu haber vermiĢti. Resûlullah, Hazreti Ömer‟i
tebessüm buyurarak karĢıladı ve (Bırakınız, yanından ayrılınız) buyurdu. Bırakdılar,
Resûlullahın önünde diz çökdü.
Resûlullah Hazreti Ömer‟i kolundan tutup (Îmâna gel yâ Ömer!) buyurdu. O da temiz
kalb ile kelime-i Ģehâdeti söyledi. Eshâb-ı kiram, sevinçlerinden yüksek sesle tekbir getirdi. O
zamana kadar gizli îmâna gelirlerdi. Hazreti Hamza‟nın ve üç gün onra Hazreti Ömer‟in
müslüman olması ile, müslümanlar kuvvetlendi. Hazreti Ömer KardeĢlerimiz ne kadardır?) dedi.
(Seninle kırk olduk) dediler. (Öyle ise, ne duruyoruz? Haydi çıkalım, Harem-i Ģerîfe gidelim.
Açıkça okuyalım!) dedi. Resûlullah kabûl buyurdu. Önde Hazreti Ömer, sonra Hazreti Ali, ondan
sonra Resûlullah, sağında Hazreti Ebû Bekir, solunda Hazreti Hamza, arkasında öteki Sahâbîler
yürüyerek Harem-i Ģerîfe gittiler. KureyĢin ileri gelenleri, orada Hazreti Ömer‟den müjde
bekliyorlardı. Ömer, Muhammedîleri toplamıĢ getiriyor dediler. Sevindiler. Ebû Cehil, zekî, cin
fikirli olduğundan, bu geliĢi beğenmedi. Ġleri varıp (Yâ Ömer! Bu ne?) dedi. Hazret-i Ömer hiç
aldırıĢ etmeden (EĢhedü en lâ ilahe illallah ve eĢhedü enne Muhammeden Resûlullah) dedi. Ebû
Cehil, ne diyeceğini ĢaĢırdı. Dona kaldı. Hazret-i Ömer bunlara dönerek, (Beni bilen bilir.
Bilmeyen bilsin ki, Hattâb oğlu Ömer‟im. Karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen,
yerinden kıpırdasın!) dedi. Hepsi geriye çekilip dağıldılar. Ehl-i Ġslâm, Harem-i Ģerîfde saf olup,
yüksek sesle tekbir aldı. Ġlk olarak meydanda namaz kıldılar. Hazret-i Ömer, o günden sonra
dayısı Ebû Cehle ve kâfirlerin ileri gelenlerine meydan okudu.
Hazreti Ömer müslüman olunca “Ey Peygamberim sana Allah ve mü‟minlerden,
senin izinde gidenler yetiĢir.” meâlindeki Enfâl sûresi altmıĢdördüncü âyeti indi. Hazreti
Ömer müslüman olduktan sonra hicrete kadar Resûlullah‟ın (s.a.v.) yanından ayrılmadı. O da
diğer müslümanlarla birlikte Ġslâmiyetin yayılmasında hizmet etti. MüĢriklerin safha safha
ilerlettikleri düĢmanlıkları ve iĢkenceleri karĢısında dikilip kahramanca mücadele etti.
Eshâb-ı kiram Mekke‟den Medine‟ye gizli hicret ederken Hazreti Ömer açıkça hicret etti.
Hicreti Ģöyle oldu. Kılıcını kuĢandı, yanına oklarını ve mızrağını alıp Kâ‟be‟yi açıkça 7 defa tavaf
etti. Orada bulunan müĢriklere yüksek sesle Ģunları söyledi: “ĠĢte ben de dinimi korumak için
Allah yolunda hicret ediyorum. Karısını dul çocuklarını yetim bırakmak, anasını ağlatmak isteyen
varsa önüme çıksın.” Böylece yanında 20 müslüman ile açıkça Medine‟ye hicret etti. Medine‟ye
daha önce varıp Resûlullah‟ın (s.a.v.) teĢrîf etmekte olduğunu müjdeledi. Kûba‟ya yerleĢip
Peygamberimizi karĢıladı. Hicretten sonra Eshâb-ı kiram arasında yapılan kardeĢlikte Hazreti
Ömer de Utban Ġbni Mâlik ile kardeĢlik kurmuĢtu. Hergün biri nöbetleĢe Resûlullahın huzûrunda
bulunur, duyduklarını birbirine naklederlerdi.
Abdullah bin Zeyd bin Sa‟lebe ve Hazreti Ömer rüyada ezan okunmasını görüp
Peygamberimize (s.a.v.) söylediler. Resûlullah (s.a.v.) bunu beğenip namaz vakitlerinde
okunmasını emir buyurdu.
Hazreti Ömer bütün savaĢlarda bulundu. Bedir ve Uhud savaĢında devamlı Resûlullahın
(s.a.v.) yanında bulundu. Bedir savaĢına KureyĢ‟in bütün kabileleri iĢtirâk ettiği halde, Benî Adîy
kabilesi Hazreti Ömer‟in korkusundan savaĢa iĢtirâk etmemiĢtir. Bu savaĢa Hazreti Ömer‟in
kabilesinden sadece 12 kiĢi iĢtirâk etmiĢtir. Hazreti Ömer bu savaĢta KureyĢ‟in
kumandanlarından olan dayısı Âs bin HâĢim‟i kendi eliyle öldürmüĢtür.
Uhud savaĢında ise Resûlullah‟ın yanından bir an dahi ayrılmamıĢtır. Uhud‟da
müslümanları arkadan çevirmek isteyen müĢrikleri geri püskürtmüĢ idi. Hendek savaĢında
hendeğin önemli bir yerini emrindeki askerlerle tutmuĢ, hücum eden düĢmana mâni olmuĢtur.
Hayberin fethinden sonra askerler arasında taksim edilen araziden kendine düĢen kısmı vakfetti.
Bu ilk vakıflardan biri oldu. Mekke‟nin fethinde de bulundu. Mekke‟nin fethinden sonra yapılan
Huneyn savaĢına katıldı. Tebük seferinde bütün malının yarısını orduya verdi. Hendek
SavaĢ‟ından sonra Peygamberimiz (s.a.v.) Hazreti Ömer‟in kızı Hazreti Hafsa ile evlendi. Böylece
Resûlullah‟ın akrabası olmakla Ģereflendi. Veda Haccında da bulunan Hazreti Ömer, Resûlullahın
(s.a.v.) vefâtından sonra Hazreti Ebû Bekir‟e devamlı yardımcı oldu.
Hazreti Ebû Bekir‟in halife seçilmesinde ilk bîat eden Hazreti Ömer‟dir. Bundan sonra da
her iĢinde halifeye yardım edip, vefâtına kadar O‟nun hizmetinde bulundu. Üsâme ordusunun
Suriye‟ye gönderilmesinde, irtidat (dinden dönme) olaylarının önlenmesinde büyük hizmetler
yaptı. Hazreti Ebû Bekir devrinin Beyt-ül-mal emîni, yani mâliye vekîli Hazreti Ömer idi. Bu
husûsta da adâletle hizmet etmiĢtir. O zaman henüz toplanmamıĢ sahifeler halinde bulunan
Kur‟ân-ı kerîm‟in bir kitap haline getirilip iki kapak arasında toplanmasını ilk önce Hazreti Ömer
istemiĢtir. Bu husûsta Hazreti Ebû Bekir ile görüĢtükten sonra, Hazreti Ebû Bekir Kur‟ân-ı kerîm
âyetlerini kitap halinde bir araya toplattı. Hazreti Ebû Bekir vefâtına yakın, Eshâb-ı kiramın (r.a.)
ileri gelenlerini çağırıp görüĢtükten sonra, Hazreti Ömer‟i halife tayin etti. Hazreti Osman‟ı
çağırarak yaz buyurdu. O da yazmağa baĢladı. Önce besmele yazıldı. Sonra: “Bu Allah‟ın
Resûlünün (s.a.v.) halifesi Ebû Bekir‟in dünyâdaki son günü, ahiretteki ilk gününün vasıyyetidir.”
(Ben Ömer Ġbni Hattâb‟ı halife seçtim. O‟nu dinleyin. O‟na itaat edin! Hayrı araĢtırmada kusur
etmedim. Eğer sabır ve adâlet eylerse beni tasdîk etmiĢ olur.. YanılmıĢsam gaybı ancak Allah
bilir. Ben hayrı istedim…) yazdırdı. Hazreti Ebû Bekir kendinden sonra Hazreti Ömer‟i halife
seçtiğini Eshâb-ı kirama bildirip yazdırdığı vasıyyetini de okuyunca Eshâb-ı kiram “Kabûl ettik ve
itaat ettik” dediler.
Hazreti Ömer hicretin onüçüncü yılında halife oldu. Kendisine bîat edildiği ilkgün hutbeye
çıktı. Allahü teâlâ‟ya hamd u senâ‟dan sonra buyurdu ki: “Hicaz size yerleĢilecek bir yer değildir.
Ancak hayvanlar için otlak arayacak bir yurttur. Hicaz‟ı, Hicazlılar; ancak bu Ģekilde tutabilirler.
Yani Hicaz‟ın korunması için seferler ederek kendilerine otlak aramaları gerekir. Allah‟ın va‟dini
getireceği zamanlarda Muhacirler nerede? Allah‟ın size miras bırakmak üzere va‟d ettiği yerlere
yürüyünüz. Yüce Allah, Kur‟ân-ı kerîm‟de Ġslâm dinini öteki dinler üzerine üstün kılacağını va‟d
ettiğinden dinini yükseltecek ve dine yardım edenleri sevinçli kılacaktır. Allah‟ın sâlih kulları
nerede?” Hazreti Ömer hutbesini bitirince Eshâb-ı kiram hep birden Cihad arzusuyla yanmaya
baĢladı ve Irak taraflarına Cihada gittiler.
Hazreti Ömer ilk defa Emîr-ül-Mü‟minîn ismini aldı. On sene altı ay ve yedi gün dünyâda
hiç görülmemiĢ bir adâletle halifelik yaptı. Halifeliği sırasında o zamanın iki büyük devleti olan
Bizans ve Sâ‟sâni Ġmparatorluklarının hâkimiyeti altında bulunan Suriye, Filistin, Mısır, Irak ve
Ġran‟ı Ġslâm Devleti‟nin sınırları içine aldı. Zamanında 1036 büyük Ģehir zapt edildi. Dörtbin Câmi
yapıldı. Dörtbin kilise harap oldu. Kuzey Afrika‟dan Türkistan‟a Azerbaycan‟dan Yemen‟e kadar
uzanan ve iki milyon kilometre kareden büyük olan Ġslâm Devleti‟ni, kurduğu mükemmel
müesseselerle gayet muntazam bir Ģekilde idâre etti. Yemen Nerân‟ındaki Yahudileri Irak
Necran‟ına yerleĢtirdi ve onlara emân verdi. Devleti idâri bölgelere ayırdı. Bu bölgelerin en baĢta
gelenleri Hicaz, Suriye El-Cezîre, Basra, Kûfe, Mısır, Filistin, Ġran, Horasan ve Kirman bölgeleri
idi. Her bir idâri bölgenin baĢına bir vâli tayin etti. Tayin ettiği Vâlilere “Sizi insanlara tahakküm
etmek, saltanat sürmek, zorbalık yapmak için tayin etmedim. Siz hidâyete götüren rehber
olacaksınız. Müslümanlar size uyacaktır. Binaenaleyh müslümanların hukukunu gözetiniz.
Müslümanları dövmeyiniz ki, zillete düçâr olmasınlar. Onları haksız yere methetmeyiniz ki,
Ģımarmasınlar. Kapılarınızı yüzlerine kapatmayınız ki, kuvvetliler zayıfları ezmesinler. Kendinizi
müslümanlardan üstün görmeyiniz ki, zulme düçâr olmasınlar” diye nasîhat ederdi. Hazreti
Ömer vâlilerinden, kadılarından ve diğer istihdam ettiği memurlarından mal beyannâmesi
isterdi. Onlara dolgun maaĢ verirdi. Vâlilerin aylık maaĢı 1000 dinar idi. Vâliler hakkında yapılan
Ģikâyetleri tahkîk ederdi. Bu tahkîkatı Muhammed bin Mesleme tarafından yaptırırdı. Bölgeleri de
vilâyet, nahiye, kasaba merkezlerine ayırdı. Buraların idâresini verdiği vâlilerin, memur ve diğer
görevlilerin seçiminde ve denetiminde son derece titiz davranırdı. Davalara bakması için
mahkemeler, adlî teĢkilâtlar, suç ve zabıta iĢlerine bakan, satıcıları kontrol eden, halkın birbiriyle
olan günlük münasebetlerini düzenleyen teĢkilâtlar kurdu. Beyt-ül-mal için ayrı bir yer ve
yürütülmesini sağlayacak memurlar tayin edildi. Ġlk defa para bastırdı. Yollar, köprüler inĢaa
edilip, su kanalları açılmıĢtı. Mekke‟de hacılar için, yollar boyunca misâfirhâneler, hanlar yapılıp,
kuyular açılmıĢtı. Yeni feth edilen bölgelerde yerleĢim merkezleri kurulup buralar imâr edildi.
Yazılı muâmelelerde karıĢıklığı önlemek için Peygamberimizin (s.a.v.) hicreti baĢlangıç olan
takvim kararlaĢtırıldı.
Sevâd arazisi feth edilince Eshâb-ı kirâm‟la istiĢâre etti. Eshâb-ı kirâm‟ın bazıları arazinin
1/5‟i Beyt-ül-mâle ayrıldıktan sonra, geri kalanın gazilere taksim edilmesini istiyorlardı. Hazreti
Ömer ise, HaĢr sûresi 7. 8. 9. 10. âyetlerini delîl getirerek, “Eğer araziyi taksim edersem, sizden
sonra geleceklere bir Ģey kalmaz. Servet ve mal bir kaç kiĢinin arasında kalır.” dedi. Bundan
sonra araziyi eski sahiplerine bıraktı ve haraç vergisi koydu. Bu haraç vergisinin miktarlarını
tesbit etti. Yine O‟nun zamanında zımmîlerden alınan Cizye vergisinin miktarı daha sonraki
asırlarda aynen tatbik edilmiĢtir.
Yine Eshâb-ı kirama maaĢ verilmesi için bir dereceleme yapıp her birinin derecesi divan
denilen defterde tesbit edilmiĢti. Bunların saklandığı yere de divan adı verilmiĢtir. Ayrıca
miskinlere, fakîr olanlara Beyt-ül-maldan un ve yiyecek verilmesi Ģeklinde nafaka bağlanmıĢtır.
Mısır vâlisi Âmr Ġbn-ül-Âs, Akdeniz‟i Kızıldeniz‟e bağlayacak bir kanal açmak için teĢebbüse
geçmek üzere izin istediğinde, Hazreti Ömer ona gerekli izni vermiĢtir. Ġslâm‟ın adâletini bütün
dünyâya tanıtan Hazreti Ömer, ilmin yayılmasına, insanların eğitilmesine de büyük önem verir
ve feth edilen yerlerde Ġslâmiyet‟in yayılması, yeni kitlelere anlatılması için çok gayret sarf
ederdi. Kur‟ân-ı kerîm ve Hadîs-i Ģeriflerin öğretilmesi için her tarafta okullar açılmıĢ ve
buralarda ders vermek üzere maaĢlı muallimler tayin edilmiĢti. Hazret-i Ömer, insanların
bilmedikleri meseleler, hükümler hakkında, malûmat elde edebilmeleri için müftüler tayin
etmiĢti. Herkes, muhtaç olduğu dîni, hukukî bilgileri müftülerden sorup öğrenerek, ona göre
hareketini tanzim edebilirdi. Fetvâ ve insanları irĢâd vazîfesi, pek mühim olup, bunun ehli
olmayan kimseler tarafından yapılması, fâide yerine zarar vereceğinden, Hazreti Ömer müftüleri
tayin eder, kendisinin müsaadesini kazanamayanları fetvâdan men‟ ederdi. Zamanında fetvâ
verme vazîfesini gören zâtlar, Hazreti Ali, Hazreti Osman, Muâz bin Cebel, Abdurrahmân bin Avf,
Übey Ġbni Ka‟b, Zeyd bin Sabit, Abdullah Ġbn-i Mes‟ûd, Abdullah Ġbn-i Abbas, Cabir bin Abdullah,
Ebû Hüreyre, Ebüdderda gibi Eshâb-ı kiramın büyükleri bulunuyordu. Hazreti Ömer adli
teĢkilatın temellerini kurdu. Mahkeme usulünü tesbit etti. Ebû Mûsâ EĢ‟arîye yazdığı aĢağıdaki
mektûb hukuk usûlü bakımından Ģaheserdir.
“Kaza Da‟vâları hal ve değiĢtirmesi ve bozulması caiz olmıyan bir farizadır ve uyulması icâb
eden bir sünnettir. Bir hâdise (olay, vak‟a) hakkında sana baĢ vurulunca, iki tarafın sözlerini
güzelce dinle, anla; bir hak ikrâr ve itiraf edilince, hükme rabt et (bağla) tenfiz eyle, (hükmü
yerine getir). Çünkü infaz edilmiyecek olan hak bir sözün sadece söylenmesi fayda vermez.
KarĢında, meclisinde, adâlet huzûrunda insanları eĢit tut. Tâ ki, mevki‟ sahipleri senden
tarafgirlik ümidine düĢmesinler, zaif olanlar da adâletinden me‟yûs, kalben kırık olmasınlar.
Beyyine (delîl) ve Ģahit getirme da‟vâcıya yemîn etmek de da‟vâyı inkâr edene âittir. Ya‟ni
da‟vâcı Ģahid bulamazsa, isteği üzere da‟vâlıya yemîn tevcih edilir. Müslümanların arasında sulh
yapılması caizdir. Ancak haramı halâl, halâli haram kılacak bir sulh caiz değildir. Dünkü gün
vermiĢ olduğun bir hüküm, nefsine müracaatla, haklılığa, doğruluğa, yol bulduğun takdîrde, seni
hakka dönmekten men etmesin. Yâ‟ni ictihâdın değiĢerek evvelce vermiĢ olduğun bir hüküm de
isâbetsizliğine kani‟ olursan, o hükmün, benzeri bir hâdise hakkında yeni ictihâdına göre hüküm
vermekliğine mâni‟ olmasın. Çünkü hak kadimdir. Hakka dönmek, bâtılda sebat etmekten
hayırlıdır.
Kalbini çalıĢtırıp hükümlerini Kur‟ân‟da, Sünnette bulamadığın mes‟eleler hakkında güzelce
imâl-i fikr et (düĢün), sonra bu gibi Ģeylerin benzerini bul, bunları birbiriyle kıyâs et Bunlardan
Hak teâlâya daha sevimli, daha yakın ve hakka, doğruya daha benzer olanı ihtiyâr eyle (seç).
Da‟vâcıya, (beyyinesini ikâme edecek kadar) bir müddet ver. Bu müddet içinde beyyinesini izhar
ederse, hakkını alır; edemezse aleyhine hüküm verilmesi icâb eder. Böyle bir müddet verilmesi,
mazeret husûsunda pek belîğ ve Ģübhenin izâlesi, için de pek açık bir esastır.
Bütün müslümanlar, bir biri hakkında, âdildirler. Kazfden (Bir müslüman‟a iftiradan dolayı)
hakkında had cezası tatbik edilmiĢ olan, yahud velâ ve karabet sebebiyle (velilik veya akrabalık)
kendisinde menfeati celb, (çeken) mazarratı (zararları) def töhmeti bulunan veyahud yalan yere
Ģâhidlikte bulundukları tecribe ile anlaĢılan kimseler müstesna, bunlardan baĢkasının Ģehâdetleri
kabûl olunur. Çünkü Hak teâlâ, sizin gizli iĢlerinizden (yüz çevirmiĢ) beyyineler sebebi ile sizden
mes‟uliyeti kaldırmıĢdır. Ya‟nî insanların gizli Ģeylerini araĢtırıp ona göre hüküm vermekle
mükellef değilsiniz. Sizin yapacağınız Ģey, beyyinelere göre hüküm yermektir. Dünyevi
hükümler, zâhire, görünene göredir. Bunlarda gizlilik açık olanlara tâbidir. Uhrevî hükümlerde
ise, gizliler asıldır, zevahir, serâire tâbidir.
Muhakeme esnasında, Hak teâlâ ve tekaddes hazretlerinin, kendisine sevâb vereceği ve
ebedi mükâfat ihsân buyuracağı hak mevkilerinde kızmaktan, sabırsızlıktan, kalb ızdırabından ve
müteezzî (üzülmekten) olmaktan hazer et-kaçın! Ya‟nî muhakemeyi sabır ile, teenni ile yürüt.
Her kim niyyetini kendisi ile Allahü teâlâ arasında hâlis kılarsa, hak uğrunda kendi aleyhine de
olsa, Hak teâlâ onun, kendisiyle insanlar arasında iĢlerine kifâyet eder, ya‟nî onu korur, vereceği
hükümden dolayı bir tehlûkeye ma‟rûz kalmaz. Herhangi bir kimse, meselâ hâkim, hilafını Allahü
teâlânın bildiği bir sıfatla; ya‟nî kendisinde gerçekten bulunmıyan bir fazîletle, bir husûs ve
samimiyetle insanlara karĢı süslenecek olursa, Allahü teâlâ onu, insanlar arasında rüsvâ eder.
Çünkü Allahü teâlâ, ibâdetlerden, ancak halisane olanları kabûl eder. Diğerlerini etmez.
“Hak teâlânın dünyâda vereceği rızık ve rahmetinden, hazînelerinden ihsân buyuracağı
mükâfat hakkında ne düĢünüyorsun? (Ya‟nî bunun derecesi sonsuzdur. Ona göre hareket et.
Hükmünde hak‟dan ayrılma, mükâfatını Cenâb-ı Hak‟dan bekle.”
Yine Kâdı ġüreyh‟e yazdığı mektûbda da Ģöyle buyurdu: “Hükümlerini Kur‟ân-ı kerîm‟e
istinad ettir. ġayet orada istediğini bulamazsan hadîs-i Ģeriflere müracaat et. Orada da istediğini
bulamazsan icma-i ümmet‟e göre hüküm ver. Bu da seni tatmin etmezse ictihâd et.” Bu sözüyle
ehl-i sünnetin temel delîllerini ortaya koymuĢ oluyordu.
Hazreti Ömer bir defasında at satın almak istemiĢti. Atı tecrübe etmek için bir biniciye
vermiĢ, at da binici tarafından kazaya uğratılmıĢtı. Hazreti Ömer atı almaktan vazgeçerek
sahibine iade etmek istedi. Fakat atın sahibi râzı olmadı. Bu mesele Kâdı ġüreyh‟e intikal etti.
Kâdı ġüreyh Ģu hükmü verdi. “ġayet at sahibinin rızası ile tecrübe edildiyse sahibine iade
edilebilir. Aksi takdîrde iade edilmez.” Hazreti Ömer “Hak ve Adâlet budur” buyurdu ve atın
bedelini verdi.
Hazreti Ömer çok âdil, âbid, çok merhametli, aĢağı gönüllü olup, fakirlerle yaĢar idi. Diğer
bir hizmeti de müslümanların artmasıyla küçük gelmeye baĢlayan Mescid-i Harâm‟ı ve Mescid-i
Nebevî‟yi geniĢletip tamir ettirmesidir. Mescid-i Haram etrâfına da duvar çektirdi.
Hazreti Eslemî, Beyt-ül-mala bakmağa memur etmiĢti. Eslemîden, Hazret-i Ömer Beyt-ülmaldan
birĢeyler alıyor mu? diye sordular. Ġhtiyacı olduğu zaman borç alır, eline geçince öder,
dedi. Hazreti Ömer, kuru arpa ekmeği yer, kalın kumaĢlardan elbise giyerdi. Zamanında çok
fetihler oldu. O‟nun zamanında sekizbin câmide Cum‟a namazı kılınıyordu. Her nereye asker
gönderse, zafer bulup, sağ sâlim olarak ganîmetle dönerdi. Ordusunun mağlup olduğu
görülmemiĢtir. Çünkü çok hazırlıklı, tedbirli ve adâletli hareket ederdi. Bu Ģanı, Ģöhreti O‟nun
yemesini içmesini değiĢtirmedi. Mübârek, kalbine kibir gelmedi, büyüklenmedi. Sonu üzüntü,
piĢmanlık olan iĢ yapmadı. Kudüs‟e giderken deveye kölesi ile nöbetleĢe biniyordu. ġehre
girerken deveye binme sırası kölesine geldiği için devenin önünde yürüyordu. Kuvveti, adâleti,
askerleri üç kıtayı titreten Ġslâm halifesini görmeye gelenleri hayrette bırakmıĢtı. Kudüse
geldiğinde orada bir hutbe okudu ve buyurdu ki: “Hamd ve sena Allahü teâlâ‟ya mahsûstur. O
her Ģeye kadirdir, dilediğini yapar. Allahü teâlâ, bizi Ġslâm dîni ile Ģerefli kıldı. Muhammed
aleyhisselâm ile doğru yolu gösterdi. Bizden dalâleti, sapıklığı kaldırdı. Buğz ve adavetten,
ayrılık ve tefrikadan uzaklaĢtırdı. Ey müslümanlar, bu büyük ni‟mete hamd ediniz. Zira böyle
yapmamız, ni‟metin artmasına sebep olur. Allahü teâlâ, Kur‟ân-ı kerîmde buyuruyor ki:
“Ni‟metlerimin kıymetini bilir, emrettiğim gibi kullanırsanız, onları arttırırım. Kıymetini
bilmez, bunları beğenmezseniz, elinizden alır, Ģiddetli azâb ederim” Yine buyuruyor ki:
“Allah‟ın hidâyet ettiği kimse, o, doğru yol üzeredir. ġaĢırttığı kimse için de, asla
doğru yolu gösterici bir yardımcı bulamazsın” (Kehf 17). Sîzlere kendisinden baĢka her Ģey
fâni olan, kendisi Bâki olan, Allahü teâlâdan korkmanızı tavsiye ederim. O‟na itaat eden
evliyâsından olur. O‟na isyan edenin ahireti yok olur. Ey insanlar mallarınızın zekâtını veriniz,
böylece kalblerinizi ve nefislerinizi temizlersiniz. Allah‟tan baĢka hiç bir mahlûktan karĢılık ve
teĢekkür beklemeyiniz. Öğütlerimi iyi anlayınız. Akıllı olan dinini muhafaza eder. Sa‟îd olan
baĢkasının nasîhat ve öğüdünü kabûl eder. Ġslâmiyete, Resûlullah‟ın sünnetine yapıĢınız. Kur‟ânı
kerîm‟in emirlerine uyunuz. Zira O‟nda dertlere deva ve sevâb vardır.”
Hazreti Ömer öyle adâletli idi ki, kendi oğlu günah iĢleyince, Allahü teâlânın emri kadar
had vurulmasını emretti. Ölünceye kadar bütün Ġslâm âleminin Resûlullah‟ın (s.a.v.)
zamanındaki gibi huzûr, safa ve rahatlık içinde yaĢamasını temin etti.
Hazreti Ömer zamanında ilk defa nüfus sayımı yapıldı. Çocuklara maaĢ verildi. Satıcıların,
esnafın, tüccârların müĢterileri aldatmalarına mâni olmak için hisbe denilen belediye teĢkilâtını
kurdu. O‟nun zamanında posta teĢkilâtı geliĢtirildi. Geceleri bekçi koyup asayiĢin teminini ilk
defa Hazreti Ömer tatbik etti. Mısır‟dan Medine‟ye deniz yoluyla ilk defa gıda maddeleri O‟nun
zamanında geldi. Makam-ı Ġbrâhîm‟i bugünkü yerine koydu. Hazreti Ömer Hicretin 23. (m. 645)
yılının son ayında Ebû Lü‟lü Firuz adında Yahudi bir köle tarafından namaz kılarken Ģehîd edildi.
Bu köle Hazreti Ömer‟e gelip efendisinin kendinden aldığı verginin çok olduğunu iddia etti.
Hazreti Ömer ona ne kadar vergi ödediğini ve ne iĢ yaptığını sordu. Marangozluk ve demircilik
yaptığını, günde iki dirhem vergi ödediğini söyleyince, Hazreti Ömer (Bu kazançlı mesleklere
göre, senden alınan miktar fazla değildir) dedi. Adâletiyle de herkes tarafından takdîr edilen
Hazreti Ömer‟in bu sözüne râzı olmayıp, düĢmanlık gösteren Firuz, Hazreti Ömer‟e kastetmeyi
plânladı. Hazreti Ömer ile görüĢtüğü günden bir gün sonra elbisesi içine bir hançer saklayıp,
sabah namazı vaktinde mescide girdi. Beklemeye baĢladı. Hazreti Ömer safları düzeltip tekbir
alarak namaza durur durmaz, Firuz yerinden fırlayıp Hazreti Ömer‟e arka arkaya altı darbe
vurdu. Darbelerden biri karnına isâbet etti. Firuz bir kiĢiyi daha yaralayıp kaçtı ve yakalanmadan
önce intihar etti. Hazreti Ömer evine kaldırıldıktan bir müddet sonra ayılıp (Katilim kimdir?)
dedi. Ebû Lü‟lü Firuz olduğu söylenince (Allah‟a Ģükürler olsun ki bir müslüman tarafından
vurulmadım…) dedi.
Hazreti Ömer kendinden sonra halife olacak kimsenin tayini için Eshâb-ı kiramdan, Cennet
ile müjdelenenlerden altı kiĢiyi seçti. Bunlar (Hazreti Osman, Hazreti Ali, Zübeyr, Talha, Sa‟d
Ġbni Ebî Vakkas ve Abdurrahmân bin Avf (r.anhüm) idi. Bundan sonra oğlu Abdullah‟a
“Mü‟minlerin annesi Hazreti ÂiĢe‟ye git ve O‟na Ömer Ġbni Hattab‟ın selâmını söyle, mü‟minlerin
emiri deme, ben bugün, mü‟minlerin emiri değilim. O‟na Ömer, sahibinin yanına defn edilmek
için izin istiyor de!” buyurdu. Abdullah bunu Hazreti ÂiĢe‟ye söyleyince, Hazreti ÂiĢe “O yeri
kendim için ayırmıĢtım, fakat gönül hoĢluğu ile orayı Ömer‟e (r.a.) veriyorum.” dedi. Hazreti
Ömer bu haberi duyunca “Bu benim en büyük dileğimdi” buyurarak çok memnun oldu.
Yaralandıktan yirmidört saat sonra vefât etti. Peygamberimizin (s.a.v.) yanına defn edildi. ġehîd
olduğunda 63 yaĢında idi. Her haliyle dost ve düĢmanın hayran kaldığı adâleti dillere destan olan
Hazreti Ömer‟in vefâtı Eshâb-ı kiramı ve diğer müslümanları son derece üzdü, mahzûn etti.
Hazreti Ömer Ģehîd olunca Abdullah Ġbni Ömer, Sahâbe-i kirama dedi ki: (ilmin onda dokuzu,
Ömer (r.a.) ile beraber öldü). Bazılarının bu sözü anlamayarak durakladıklarını görünce (ilimden
maksadım Allahü teâlâyı bilmektir. Diğer bilgiler değildir.) dedi. Peygamberlerden sonra
insanların en üstünü Hazreti Ebû Bekir‟dir. Ondan sonra Hazreti Ömer‟dir. Hadîs-i Ģerîfte
buyuruldu ki: “Cebrâil (a.s.) bana gelip dedi ki: “Ömer‟in ölümü üzerine bütün Ġslâm
âlemi ağlayacaktır.”
Hazreti Ömer çeĢitli Hadîs-i Ģeriflerle meth edildi. “Ben Peygamberlerin
sonuncusuyum. Benden sonra Peygamber gelmeyecektir. Eğer benden sonra
peygamber gelseydi, Ömer elbette peygamber olurdu.” Hadîs-i Ģerîfi yüksekliğini
anlatmaya yetiĢir. Fazîletini, üstünlüğünü ve kıymetini bildirmek için hakkında din âlimleri ve
müslüman olmayan kimseler tarafından ciltlerle kitap yazıldı. Hazreti Ömer‟i metheden hadîs-i
Ģerîflerin çoğunu Hazreti Ali bildirmiĢtir. O‟nu metheden hadîs-i Ģerîflerden bir kısmı Ģunlardır:
Hazreti Ömer, Umre için Resûlullahtan izin isteyince Resûlullah “Yâ ahi! (Ey kardeĢim)
duânda bizi de unutma!” buyurdu.
Hazreti Ömer îmân ettiği gün, Cebrâil aleyhisselâm geldi ve “Melekler birbirlerine Ömer‟in
Müslüman olduğunu müjdelediler” dedi.
“Ömer Cennet ehlinin ıĢığı ve Ġslâm‟ın nûrudur.”
“Allahü teâlâ, hakkı Ömer‟in diline ve kalbine yerleĢtirmiĢtir.”
“ġeytan, Ömer Ġbni Hattab‟ı gördüğü zaman, heybetinden yüzüstü yere düĢer.”
“ġu dört kiĢiyi ancak münâfık olan kimse sevmez: Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali.”
Hazreti Ömer bütün ilimlerde Eshâb-ı kirâm‟ın ileri gelenlerinden idi. Tefsîr ilminde çok
yüksek idi. Kur‟ân-ı kerîmin tefsîrini bizzat Resûlullah‟tan dinlemiĢ ve öğrenmiĢtir. Peygamber
efendimizin devrinde de kadılık yapardı. Eshâb-ı kirâm‟ın müĢkillerini hallederdi. Kur‟ân-ı
kerîm‟in bir çok âyeti, O‟nun ictihâdına uygun olarak nâzil olmuĢtur. Hazreti Ömer fıkıh ilmine
çok büyük hizmet etmiĢtir. Fıkıh usûlünün birçok kaidelerini tesbit etmiĢ, Resûlullah‟ın
sünnetlerini itina ile tesbite çalıĢmıĢ, kendisinden rivâyet edilen fetvâların adedi, binlere
ulaĢmıĢtır. Bu fetvâların 1000 kadarı fıkhın mühim meselelerinin temelini teĢkil etmiĢtir. Hazreti
Ebû Bekr zamanında açıklanmamıĢ meselelerin hepsini bir icmâya bağlamıĢtır. Bunlarda hiçbir
Ģüphe bırakmadı. Hazreti Ömer‟in bildirmediği meselelerde, o günden bu güne kadar söz birliği
olmadı. Hazreti Ömer‟in icmâ husûsundaki bu gayreti, kıyâmete kadar gelecek Ġslâm âlimlerini
güç durumdan kurtarmıĢtır.
Dört hak mezhebin hiç ihtilaf etmedikleri fıkıh ilmine dair bilgiler, Hazreti Ömer zamanında
icma edilen meselelerdir. Hazreti Ömer, Peygamber efendimizin hadîs-i Ģerîflerine en iyi vâkıf
olanlardan idi. Hadîs-i Ģerîf rivâyetinde çok titiz davranırdı. Resûlullah‟a isnadı kuvvetli bir delîl
ile sabit olmayan hadîs-i Ģerîf ile amel etmezdi. Bu sebeple Hazreti Mu‟âviye buyurdu ki: “Ömer
bin Hattab‟ın bildirdiği hadîslere iyi sarılınız. Çünkü O, Resûlullah‟ın söylemediği Ģeylerin hadîs
diye nakledilmemesi için insanları korkutmuĢtur. Hazreti Ömer, Peygamber efendimizden
(s.a.v.) 573 hadîs-i Ģerîf nakletmiĢtir. Onun rivâyet ettiği hadîs-i Ģerîflerden bir kısmı Ģöyledir:
Öyle bir gün idi ki, Eshâb-ı kiramdan birkaçımız Resûlullah (s.a.v.) efendimizin huzûrunda
ve hizmetinde bulunuyorduk. O gün, o saat, öyle Ģerefli, öyle kıymetli ve hiç ele geçmez bir gün
idi. O gün, Resûlullahın sohbetinde, yanında bulunmakla Ģereflenmek, rûhlara gıda olan, canlara
zevk ve safa veren cemâlini görmek nasîb olmuĢtu. O vakit, ay doğar gibi, bir zat yanımıza
geldi. Elbisesi çok beyaz, saçları pek siyah idi. Üzerinde toz toprak, ter gibi yolculuk alâmetleri
görünmüyordu. Resûlullahın (s.a.v.) Eshâbı olan bizlerden hiçbirimiz onu tanımıyorduk. Yani,
görüp bildiğimiz kimselerden değildi. Resûlullahın (s.a.v.) huzûrunda oturdu. Dizlerini, mübârek
dizlerine yanaĢtırdı. Ellerini Resûl-i ekrem (s.a.v.) efendimizin mübârek dizleri üzerine koydu.
Resûlullah‟a (s.a.v.) sorarak yâ Resûlallah! Bana Ġslâmiyet‟i, müslümanlığı anlat dedi.
Resûl-i ekrem (s.a.v.) buyurdu ki, “Ġslâm‟ın Ģartlarından birincisi Kelime-i Ģehâdet
getirmek (EĢhedü en lâ ilahe illallah ve EĢhedü enne Muhammeden abdühü ve
resûlüh) demektir. (Ġslâm‟ın ikinci Ģartı) vakit gelince namazı kılmaktır. (Üçüncüsü)
malın zekâtını vermektir. (Dördüncüsü) Ramazan-ı Ģerîf ayında her gün oruç
tutmaktır, (BeĢincisi) gücü yetenin, ömründe bir kere hac etmesidir.”
O zât Resûlullahdan bu cevapları iĢitince, (Doğru söyledin yâ Resûlallah) dedi. Biz
dinleyiciler, onun bu sözüne ĢaĢdık. Çünkü, hem soruyor, hem de verilen cevabın doğru
olduğunu tasdîk ediyordu.
Bu zât yine sorarak yâ Resûlallah; îmânın ne olduğunu, hakîkatini ve mahiyetini de bana
bildir dedi. Resûlullah buyurdu ki, (îmân, önce Allahü teâlâya inanmaktır” buyurdu.
(îmânın altı temelinden ikincisi) Allahü teâlânın meleklerine inanmaktır. (Üçüncüsü)
Allahü teâlânın bildirdiği kitaplarına inanmaktır. (Dördüncüsü) Allahü teâlânın
peygamberlerine inanmaktır. (BeĢincisi) Âhiret gününe inanmaktır. (Altıncısı) kadere,
hayır ve Ģerlerin Allahü teâlâdan olduğuna inanmaktır…” buyurdu.
Sonra O zât gitti. Ben uzun bir müddet Resûlullah‟ın (s.a.v.) yanında kaldım. Bana
buyurdu ki: “Yâ Ömer o soranın kim olduğunu biliyor musun?” Ben Allah ve Resûlü bilir,
dedim. Resûlullah (s.a.v.), “O (Cibrîl) Cebrâil idi, Sizlere dîninizi öğretmek için geldi”
buyurdu.
“Ġki Müslüman karĢılaĢtıklarında, birbirlerine selâm vererek müsâfehalaĢırsa,
aralarına yüz rahmet iner. Bunun doksanı, önce selâm verip müsâfehalaĢana, onu ise
müsâfeha eden ikinci Ģahsadır.”
“Ya ma‟rûfu (iyiliği) emreder ve münkerden (kötülükten) nehyedersiniz, yahud
Allahü teâlâ sizin kötülerinizi size musallat eder. Sonra iyileriniz duâ etmeğe yönelir,
fakat duâlar kabûl olmaz.”
“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse Cennete giremez”
“Eğer siz hakkıyla Allah‟a tevekkül etseydiniz, kuĢların rızkını verdiği gibi, sizin
de rızkınızı verirdi. Onlar sabah aç çıkar akĢama tok olarak döner.”
“Ġnsanlara karĢı büyüklük taslayanı (kibirleneni) Allah zelîl kılar.”
“Kimin niyeti dünyalık olursa, Allahü teâlâ onun fahrini ve ihtiyâçlarını gözünün
önüne getirir ve en sevdiği Ģeyden onu uzaklaĢtırır. Her kimin de niyyeti âhiret olursa,
Allahü teâlâ zenginliği onun kalbine yerleĢtirir, kayıplarını bir araya toplar ve en çok
kaçınacağı Ģeyden onu uzaklaĢtırır.”
Hazret-i Ömer, halifeliği zamanında Bizans Ġmparatoruna elçi gönderip dîne davet etti.
Bizans elçisi Medine-i münevvere‟ye geldi Hazret-i Ömer ihtiyâr bir kadının duvarını
yaptırıyordu. Elçinin geldiğini haber verdiler. Buraya gelsin buyurdu. Efendim, ellerinizi yıkayıp
bir yere otursanız nasıl olur? dediler. Kabûl buyurmadı. Elçiyi çağırdılar. Arap padiĢahı bu
mudur? Böyle olduğunu bilsem gelmezdim ve Bizans Ġmparatoru da beni göndermezdi, dedi.
Hazret-i Ömer çamurlu mübârek iki parmağı ile iĢâret ederek, eğer göndermeseydi, onun iki
gözünü çıkarırdım buyurdu. Hazret-i Ömer, parmağı ile iĢâret edince, iki çamurlu parmak gelip,
Bizans Ġmparatorunun gözlerini kör eyledi. Parmakların çamuru gözlerinin üzerinde kaldı, silmek
mümkün olmadı. Bir zaman sonra elçi dönünce Ġmparatorun gözlerinin kör olduğunu gördü.
Sebebini araĢtırdı. Hazret-i Ömer ile geçen hadîseyi de anlatınca hepsi hayret ettiler.
Ġran‟a gönderdiği orduya kumandan tayin ettiği Hazreti Sariye ordusu ile mağlup olmak
üzere idi. Bu sırada Hazreti Ömer Medine‟de Cuma hutbesi okuyordu. Hutbe arasında “Dağa
yaslan yâ Sariye, dağa yaslan yâ Sariye” diye bağırdı. Sariye iĢitip ordusunu dağa çekti. Arkasını
dağa verip bir cepheden düĢman ile karĢılaĢmak sûretiyle zafere ulaĢtı. Hazreti Ömer‟in bu
hadîseyi görmesi ve sesini duyurması onun kerâmetlerinden biridir.
Hazreti Ömer zamanında bir ticâret kervanı gelip Medine‟nin yakınında konaklamıĢtı. Çok
yorgun oldukları için hepsi derin bir uykuya dalmıĢtı. Hazreti Ömer bu kervandan haberdar olup,
Eshâb-ı kiramdan Abdurrahmân bin Avf‟ı (r.a.) da yanına alıp, sabaha kadar kervanın etrâfında
dolaĢarak onlara herhangi bir zarar gelmemesi için bekledi. Kervanda bulunanlar ancak sabaha
karĢı bundan haberdar oldular. Kendilerini bekleyen bu kiĢinin kim olduğunu merak ettiler.
Sabaha karĢı uzaklaĢıp gittiklerini görünce içlerinden biri takibe baĢladı. Hazreti Ömer‟in
mescide girip namaz kıldırmasından sonra merakla bu zat kimdir diye soran kimse, onun
Müslümanların halifesi olduğunu öğrenip kervanda bulunanlara giderek hâdiseyi anlattı.
Kervandakiler onun Müslüman olmayanlara yardımı böyle olursa, kimbilir Müslümanlara Ģefkati
ve yardımı ne kadar çoktur. O‟nun dîni gerçekten hak dindir, dediler. Daha sonra da Hazreti
Ömer‟in huzûruna gidip hepsi Müslüman oldular.
Hazreti Ömer‟in ordusunun Ġran‟ı fethettiği gece Hazreti Osman huzûruna girip selâm
vermiĢti. Hazreti Ömer acele mektûb yazıyordu. Mektûbu yazıp bitirince yanmakta olan lambayı
söndürüp, baĢka bir lamba yaktı.
Hazreti Osman‟ın selâmına cevap verip konuĢmaya baĢladıktan sonra, Hazreti Osman
lâmbayı söndürüp, baĢka bir lâmba yakmasının sebebini sorunca, söndürdüğüm lamba Beyt-ülmalındır.
Bana âit değildir. Onu Müslümanların iĢini görmek için yakmıĢtım, onların iĢini görmek
için yazdığım mektûb bitti. ġimdi seninle Ģahsî iĢim için konuĢuyoruz, bunun için de kendime âit
olan lambayı yaktım buyurdu.
Hazreti Ömer, bir kaç bin askeri harbe göndermiĢti. Harbe gidenlerin evlerine adam
gönderip, hallerini sorması ve geceleri kendisinin Ģehri gezmesi adeti idi. Bir gece Ģehri
dolaĢıyordu. Bir evin önünden geçerken, ağlayan bir kadın sesi duydu. Kulak verdi. Halife
kocamı harbe gönderdi. Biz burada aç-susuz kaldık. Yarın çocukları götürüp halifenin kapısına
bırakacağım, diyordu. Hazreti Ömer dayanamadı. Gidip bir miktar yağ ve bir çuval unu sırtına
alıp, kadının evine getirdi. AteĢ yakıp yemek piĢirdi. Çocukları kaldırıp yedirdi. Sonra kadından
özür diledi. ġimdiye kadar sizin halinizi bilmiyordum. Ġhtiyâcınız olursa, hemen bize bildirin
diyerek ayrıldı. Kadın, Hazreti Ömer‟in akıllara hayret veren tevâzu ve adâleti karĢısında mahcup
olup, hayır duâlar etti.
Hazreti Ömer Irak‟a Ġslâm ordusunu gönderip, kısa zamanda Allahü teâlâ‟nın yardımıyla
zafer kazandılar. Kiliseleri câmi, puthâneleri mescid yaptılar. Sağ sâlim ve ganîmetlerle
döndüler. Hazreti Ömer‟in huzûruna vardıklarında halife Ġslâm ordusuna hiç bakmadı. Ne
yaptınız? diye sual bile sormadı. Halifenin bu muâmelesi Eshâb-ı kirâm‟a çok ağır geldi. Hazreti
Ömer‟in oğlu Abdullah‟ı mescidde görüp halifenin onlara karĢı alâkasızlığından Ģikâyet ettiler.
Hazreti Abdullah: “Babamın huzûruna bu elbiselerinizle mi çıktınız?” dedi.
Meğer Ġslâm ordusu, Ġran‟ın süslü elbiselerinden giymiĢlerdi. Eshâb-ı kiram, Hazreti
Abdullah‟ın iĢâretiyle gidip elbiselerini değiĢtirdiler. Böylece Hazreti Ömer‟in huzûruna vardılar.
Bu sefer Hazreti Ömer bunları iyi karĢılayıp her birinin ayrı ayrı hâlini, hatırını sordu. Eshâb-ı
güzinden birisi cesâret edip, kalktı: “Yâ Emîrel-mü‟minîn ilk görüĢmemizde bize hiç iltifât
etmediniz. Ġkinci görüĢmemizde çok iyi karĢıladınız. Bunun sebebi nedir?” diye sordu. Hazreti
Ömer: “Sizi, elbiselerinizi değiĢtirmiĢ görünce kendi kendime: “Eshâb-ı güzîn benim hayâtımda
elbiselerini değiĢtirdiler. Birkaç gün sonra Allah korusun kalplerini değiĢtirirler. Dünyâyı
sevmeleri artar. Yarın kıyâmet gününde Resûlullah‟a (s.a.v.) kavuĢunca, Yâ Ömer! senin
halifeliğin zamanında benim Eshâbım elbiselerini değiĢtirdiler sonra kalbleri değiĢti.
Niçin manî olmadın? diye hitâb eder, azarlar diye korktum.” Onun için Ġran‟ın süslü elbiselerini
giydiğiniz zaman her biriniz gözüme bir belâ dikeni gibi göründünüz. Fakat elhamdülillah
elbiselerinizi değiĢtirince, endiĢe ettiğim tehlike ortadan kalktı. Size iyi muâmelede bulundum.”
buyurdular.
Hazreti Ömer zamanında ġam Ģehri civarında bir kal‟a muhasara edildi. Öğleye kadar kal‟a
feth edilmedi. Hazreti Ömer, gadaba geldi. Ġslâm askerini huzûruna çağırdı. “Kal‟a henüz feth
edilemedi. Kâfirler, Ġslâm askeri karĢısında bu kadar dayanamazdı. Aramızda birisi bir hatâ
yapmıĢ olmasın” buyurdu.
Ġslâm askeri hayret edip, tevbe ve istiğfar etmeğe baĢladılar. O sırada bir kiĢi ağlayarak
Hazreti Ömer‟in huzûruna geldi “Yâ Emîrel-mü‟minîn! Bu gece teheccüde kalktığım zaman
karanlık olduğu için misvakımı arayıp bulamadım. Misvaksiz namaz kıldım. Sizin aradığınız hata
benim bu hatâmdır,” dedi. Hazreti Ömer: “Tevbe ve istiğfar etmeğe devam et,” buyurdu. Bir
saat sonra kal‟a fetholundu.
Hazreti Ömer halifelik müddetince kendinden evvel hiç kimsenin yapamadığını ve sonra da
kimsenin yapamayacağı Ģekilde adâlet üzere hareket etmiĢtir. Zamanında kurt koyuna zarar
vermeğe cesâret edemezdi. Hazreti Ömer‟in Ģehîd olduğu gün, bir çoban koyunların yanında
dururken bir kurt koyuna saldırdı. Çoban: “(Hemen feryâd ederek) Vah Hazreti Ömer,” (dedi ve
ağladı.) “Ġnnâ lillah ve innâ…” âyet-i kerîmesini okudu. Çobanlar ona: “Hazreti Ömer‟in irtihâl
ettiğini (vefâtını) nereden bildin?” diye sordular. Çoban: “Hazreti Ömer‟in zamanında kurt
koyuna değil saldırmak, bakmağa bile cesâret edemezdi. ġimdi kurdun koyuna saldırdığını
gördüm. Hazreti Ömer”in Ģehîd olduğunu anladım,” dedi.
Hazreti Ömer öğle sıcağında soyunup, zekât olarak Beyt-ül-mala alınan develeri bağlardı.
“Yâ Emîre‟l-mü‟minîn! Niçin siz zahmet çekiyorsunuz! Birine emir buyurun bağlasın,” dediler.
Hazreti Ömer: “Bunlar, fakîrlerin hakkıdır. Hak teâlâ beni bunlara bakmağa memur etti. ĠĢlerini
de kendim görmem iyi olur. Âhirette bunlar benden sorulacaktır,” buyurdu.
Bir genç, beĢ vakit namazı Hazreti Ömer ile kılardı. Hazreti Ömer her selâm veriĢinde,
genci arkasında görürdü. Hazreti Ömer de bu genci sevmiĢti. Bir güzel kadın bu gence aĢık olup,
her zaman haber göndererek evine çağırtır, fakat genç râzı olmaz, yanına gitmezdi. Bu kadın,
uzun müddet gencin arkasına düĢtüğü halde, kendisini gence sevdiremedi. Kadın, bir kocakarıya
baĢvurdu. Kocakarı: “Seni bu gece o gençle bir araya getirirsem, bana ne ikramda bulunursun?”
dedi. Kadın: “Bu iĢi yaparsan, sana çok Ģeyler vereceğim,” dedi. Kocakarı evinde otururken;
genç yatsı namazını kılmıĢ, evine dönüyordu. Yol üzerinde bulunan kocakarının evinin önünden
geçerken, kocakarı: “Bana yardım edene, Hak teâlâ da yardım etsin,” diye feryâd etti. Genç bu
feryadı duyunca, kocakarıdan feryadının sebebini sordu. Kocakarı: “Bir koyun kaçırdım,
tutamıyorum, bana yardım et,” dedi. Genç bu söze inanıp evden içeri girdi. Gence aĢık olan
kadın, kapıyı kilitleyip gencin ayaklarına sarılarak yalvarmağa baĢladı: “Ne zamandan beri senin
derdinle yanıyorum, bana hiç vefa etmiyorsun. Sana ancak bu hileyi yaparak kavuĢtum,”
diyerek genci kuvvetle tuttu. Genç, yine kadına iltifât etmedi, yüzüne bakmadı. Kadın genci çok
övdüğü hâlde, genç yine kadının yüzüne bakmıyordu. Kadın “Yâ bana yaklaĢ arzumu yerine getir
veya feryâd eder bütün mahalle halkını buraya toplarım, rüsvây olursun,” dedi. Genç: Âhirette
rüsvây olacağıma burada olurum, dedi. Genci hiçbir yolla aldatamıyan kadın, feryâd etmeğe
baĢladı. Bütün mahalle halkı evin etrâfına toplandılar.
Kadın: “Bu gece kapımı kilitleyip yatarken, bu adam gelip bana tecavüz etmek istedi. Onun
için sizi çağırdım,” dedi.
Mahalle halkı içeri girip, genci dövdü, hattâ baĢını birkaç yerden yarıp, ellerini, bağlayarak,
Hazreti Ömer‟in huzûruna getirdiler. Hazreti Ömer, sabah namazını kıldıktan sonra, o genci
görememiĢti. Acaba hasta mı oldu, yoksa baĢka bir Ģey mi oldu diye düĢünürken bir takım
insanların arasında genci gördü. Kadın da oraya gelmiĢ, feryadı ayyuka çıkıyordu. Genç, Hazreti
Ömer‟in heybetinden çok korkardı. Hazreti Ömer gadaba gelince vücudundaki kıllar dikilirdi.
Fakat bu gadabı din için, Ġslâm gayreti içindi. Dünyâ iĢlerinde gadaplanmaz, mübârek kalbini
dünyâya bağlamazdı. Varlık onun yanında yoklukla bir, hattâ yokluk daha kıymetli idi. Hazreti
Ömer genci o halde görünce: “Yâ Rabbi! Bu gence hüsn-i zannım vardır. Resûlünün hürmeti için
beni bu zannımdan döndürme!” diye duâda bulundu. (Sonra genci yanına çağırdı) “Senin
hakkında iyi düĢünürüm. Bu çirkin iĢi senin yapacağını zannetmiyordum. Korkma, yakın gel, Hak
teâlâ doğru kullarının yardımcısıdır,” buyurdu. Genç: “Bu kadın bana bir kaç yıldır âĢık olmuĢtu.
Çok kere haber gönderdiği halde râzı olmamıĢtım. Sonunda bir kocakarı hilesiyle beni evine
çağırdı. Ondan sonraki hadîseleri de birer birer anlattı. Hazreti Ömer: “O kocakarıyı görünce
tanır mısın?” buyurdu. Genç: “Evet tanırım,” dedi. ġehirdeki bütün kocakarıların dıĢarı çıkmaları
emir edildi. Hepsi bir yerde gizlenen gencin önünden geçtiler. Genç, hile yapan kocakarıyı tanıdı.
Kocakarıyı Hazreti Ömer‟in huzûruna götürdüler. Hazreti Ömer‟in heybetine dayanamayıp,
para için bu iĢi, yaptığını ikrâr etti. Kocakarı söyleyince, âĢık olan kadın ne yaptıklarını anlattı.
Hazreti Ömer (Kalkıp, gencin ellerini çözüp, mendili ile baĢının kanını silip bağladı.) Allahü
teâlâ‟ya hamd olsun ki, Resûl-i Ekrem‟in “Ümmetimden, kardeĢim Yûsuf aleyhisselâmın
kendini Zeliha‟dan sakladığı gibi, yabancı kadınlardan muhafaza eden sıddîklar
çıkacaktır” hadîs-i Ģerîfi bizim zamanımızda bu gence nasîb oldu.” buyurdu. Gencin sırtını
okĢayarak hayır duâ etti.
Hazreti Ömer halife iken bir bayram gelmiĢti. Herkes çocuklarına yeni elbiseler alıyordu.
Hazreti Ömer‟in oğlunun elbisesi eski idi. Bayram günü çocuklar, eski elbiseli olan halifenin
çocuklarıyla alay etmeğe baĢladılar. Hazreti Ömer‟in oğlu, ağlayarak babasının yanına geldi.
Hazreti Ömer, oğluna Ģefkat edip acıyarak, Beyt-ül-mâlın emînini çağırdı. Oğlunun ağlama
sebebini anlattıktan sonra, gelecek ayın maaĢından bir miktar vermesini istedi. Beyt-ül-mâl
emîni: “Yâ Emîr-el-mü‟minîn, yaĢayacağınızı muhakkak biliyor musunuz ki, hak etmediğiniz
paradan istiyorsunuz?” dedi. Hazreti Ömer “Allahü teâlâ‟dan baĢka kimse bilemez,” buyurdu. “O
zaman Yâ Halife! YaĢayacağınızı bilmedikten sonra, ne almanız size yakıĢır, ne de bizim
vermemiz makûl olur,” dedi.
Hazreti Ömer, söylediğine piĢman olup, Beyt-ül-mâl emîninin sözünü beğendi, hayır duâ
buyurdu. Allahü teâlâ çocuğunun kalbine bir yolla teselli verip, her biri safâyı kalb ile gittiler.
Bir gece Hazreti Ömer Medine-i Münevvere‟de geziyordu. Bir kadın: (Kızına evi içinde)
“süte biraz su kat,” diyordu. Kız: “Emîr-üll-mü‟minîn süte su katmayınız buyurmamıĢ mıydı?”
dedi. Kadın: “Emîr burada yok,” dedi. Kız: “Hazreti Ömer burada yok ise, Rabbi bizi görür,” dedi.
Hazreti Ömer (O evi iĢâret etti.) Evine gelip oğluna, senin için bir kız buldum, onu sana alayım,
buyurdu. (Ertesi günü kadının evine gitti.) Kızını oğluma ver, buyurdu. Kadın: “Bunu kalbimden
dahi geçirmeğe cesâretim yoktu,” dedi. Hazreti Ömer “Kızının bir sözü çok hoĢuma gitti. Onun
için geldim,” buyurdu. O kızı oğlu Âsım‟a aldı. Âsım‟ın kızından Abdülazîz oldu. Abdülazîz‟in oğlu
Ömer bin Abdülazîz halife oldu. Onun zamanında da kurd kuzu ile gezerdi.
Buyurdu ki: “Sâdık arkadaĢlar bulun ve onların arasında yaĢayın. Dürüst ve samimi
arkadaĢlar, darlıkta yardımcı, geniĢlikte süs ve zinetdirler. Dostunun sana düĢen iĢini güzel bir
Ģekilde gör ki, lüzumunda, sana daha güzeli ile karĢılıkta bulunsun. DüĢmanlarından uzaklaĢ,
her dosta bel bağlama, ancak emîn olanları seç. Emîn olanlar, Allahü teâlâdan korkanlardır.
Kötü insanlarla düĢüp kalkma, onlardan kötülük öğrenirsin. Onlara sırrını verme ifĢa
ederler, iĢlerini Allah‟dan korkanlara danıĢ ve onlarla istiĢâre et.”
“Allah‟a itaat eden büyük zatların sözlerine dikkat edin. Çünkü onlara Allah tarafından
gerçekler tecelli eder ve onu konuĢurlar.”
“Ġyilik kolay bir Ģeydir. Güler yüz ve yumuĢak söz bunu temin eder.” “ġiddet
göstermeksizin kuvvetli, zayıflık göstermeksizin yumuĢak ol.”
“Çok gülenin heybeti azalır. ġaka yapan eğlenceye alınır. Bir Ģeyi çok yapan onunla tanınır.
Çok konuĢan çok yanılır, hataya düĢer. Böyle kimsenin hayası azalır. Hayası azalan Ģüpheli
Ģeylerden az kaçınır. ġüpheli Ģeylerden az kaçınanın kalbi ölür.”
“Hakkımda hangisinin daha hayırlı olduğunu bilemediğim için darlık (fakîrlik) ve bolluk
(zenginlik) günlerimin hiçbirine aldırıĢ etmedim.”
Hazreti Ömer bir defasında ġam‟a gitmiĢti. Orada giydiği eski elbiselerden dolayı söz
edildiğini duyunca “Biz Ġslâmiyet ile izzet bulduk, izzeti, Ģerefi baĢka yerde aramayız.” buyurdu.
“Amellerin efdali farzları yapıp haramlardan kaçınmak ve Allah katında sâdık niyyetdir.”
“Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Amelleriniz tartılmadan önce tartınız.”
Yolu bir mezbeleden geçse, orada durur ve: “ĠĢte hırsla sarıldığımız dünyâ” derdi.
“Âhiret iĢlerinde zarar etmektense, dünyâya âit iĢlerde zarar ediniz. Böylesi sizin için daha
hayırlıdır.”
Dul kadınlara, yetimlere sırtında un taĢırdı. Bu halini gören biri: Bırakın biz taĢıyalım
deyince, Hazret-i Ömer “Ya kıyâmet günü günahımı kim taĢır” buyurdu.
“Alay, Ģaka ve mizah etmekten kaçınınız. Zira insanın Ģerefini kırar, vakarını azaltır.”
“Ahmakla arkadaĢlık etmekten kaçın. Çünkü, ekseriya, sana iyilik yapayım derken zararı
dokunur.”
“Tevbe edenlerle oturun, onların kalbleri yumuĢak olur.”
“Tevazunun baĢı, bir müslüman ile yolda karĢılaĢırsan ilk önce selâmı senin vermen, bir
mecliste en geride oturmaya râzı olman ve Ģöhretten uzak durmandır.”
“Yemekten sonra misvak kullanmak iki hizmetçi kullanmaktan iyidir.”
“Mescidler yer yüzünde Allahü teâlâ‟nın evleridir. Mescidde namaz kılanlar Allahü teâlâ‟nın
misâfirleridir. Ev sahibine, ancak misâfirlere hizmet düĢer.”
“Ramazan ayı çok hayırlı ve mübârek bir aydır. Gündüz tutulan oruca, gece kılınan namaza
bu ayda verilen sadakaya, Allahü teâlâ kat kat sevâb verir.”
“Ġnsanların en cahili, ahiretini baĢkasının dünyâsı için satandır.”
“Allahü teâlâ baĢkasına acımayana acımaz, affetmeyeni affetmez, özür kabûl etmeyenin
özrünü kabûl etmez.”
“Tevbe‟den maksad günahı bilip yapmamaktır. Amel-i sâlihte bulunmaktan maksad,
kendini beğenmemektir. ġükürden maksad, aczini itiraf edip kulluğu bilmektir.”
“Ġnsanın elbisesini temiz kullanması Ģerefi icabıdır.”
“Dinini bilmeyen tüccâr pazarımızda satıĢ yapmasın.”
“Mescidde oturan kimse, Allahü teâlâ‟nın huzûrunda bulunuyor demektir.”
“Helâlin onda dokuzunu harama düĢmek korkusu ile terk ederdik.”
“Bana ayıplarımı, kusurlarımı söyleyen kimse Allahü teâlânın merhametine kavuĢsun.”
“Ġstiğfar her derde devadır.”
“Tevbe edip de tevbesi kabûl olunanlarla beraber bulunun.. Zira onlarla beraber bulunmak
kalbi daha fazla yumuĢatır.”
“Allahım, bana senin yolunda Ģehîd olmayı nasîb et. Peygamberinin Ģehrinde ölmeyi kısmet
et.”

1) Tefsîr-i Taberî, cild-10, sh. 160
2) Tefsîr-i Kurtûbî cild-8, sh. 170
3) Târîh-ul-hulefâ sh. 101
4) Savaik-ül-muhrika sh. 89
5) Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-3, sh. 266
6) El-İsâbe cild-2, sh. 518
7) El-İstiâb cild-2, sh. 58
8) Üsûd-ul-gâbe cild-4, sh. 58
9) İzâlet-ül-hafâ cild-1, sh. 579
10) Müsned-i Ahmed bin Hanbel cild-1, sh. 2
11) Tabakât-ül-huffâz sh. 3
12) Hulâsat-ü tehzîb-il kemâl sh. 239
13) Tabakât-ı Şirâzî sh. 38
14) El-İber cild-1, sh. 27
15) En-Nücûm-üz-zâhire cild-1, sh. 78
16) Târîh-ul-Ümem-i ve’l-mülûk cild-3, sh. 192
17) İbn-i Hişâm cild-1, sh. 364
18) El-Kâmil fi’t-târih cild-2, sh. 208, 139
19) Kitab-ul-harâc sh. 73
20) Kitâb-ul-emvâl sh. 77
21) İbn-i Âbidîn cild-3, sh. 354, cild-2, sh. 49
22) El-Evâil sh. 78/b
23) Kitab-ul-harâç (Yahyâ bin Âdem) sh. 169
24) Sahîh-i Buhârî cild-4, sh. 242
25) Müslim, fedâil-üs-Sahâbe
26) Sünen-i Tirmizî cild-2, sh. 182
27) Târîh-ul-hamîs cild-1, sh. 333
28) İnsân-ul-uyûn cild-1, sh. 329
29) El-A’lâm cild-5, sh. 45
30) Hilyet-ül-evliyâ cild-1, sh. 38
31) Bedâi-üs-sanâi cild-7, sh. 9
32) Miftâh-u Kunuz-üs-sünne, Hazreti Ömer maddesi
33) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh. 1056
34) Eshâb-ı Kirâm sh. 383
35) Herkese Lâzım Olan Îmân sh. 1

Hakkında saklibelgeler
turk ve dunya tarihinin yanlışları doğru olarak gösterdikleri birçok olayın hakiki yüzü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: