Hazreti Ebu Ubeyde Bin Cerrah Hayatı

Altın Silsile

Altın Silsile

Eshâb-ı Kirâmın büyüklerinden ve Cennetle müjdelenen on kiĢiden biri. Adı, Abdurrahmân
bin Avf bin Abd-i Avf bin Hars bin Zühre bin Kusey‟dir. Soyu, yedinci dedesi Kilâb bin Mürre‟de
Resûlullah efendimiz ile birleĢmektedir. Künyesi Ebû Muhammed‟dir. Ġslâmiyetten önce adı Abd-i
Amr, bir rivâyette de Abdul-ka‟be veya Abdülhâris olup, Ġslama geldiğinde Peygamber efendimiz
tarafından ismi değiĢtirilip “Abdurrahmân” olmuĢtur. Babası Avf, Cahiliye devrinde Gamisâ
adındaki yerde Fâkih bin Mugîre ve Affân bin Ebi‟l-Âs ile beraber Cüzeyme kabilesi tarafından
katl edilmiĢtir. Annesi ġifâ binti Avfdır. Hazreti Ebû Bekir, Osman, Talha ve Zübeyir (r. anhüm)
hazretlerinin anneleri ile birlikte müslüman olmuĢtu. KardeĢlerinden Esved ve Abdullah da
müslüman olmakla ĢereflenmiĢlerdir. Birçok defa evlenmiĢtir. Yedisi kız, yirmibiri erkek olmak
üzere yirmisekiz çocuğu olmuĢtur. Erkek çocuklarından bazılarının isimleri, Muhammed,
Ġbrâhim, Hameyd, Zeyd, Ebû Seleme, Mus‟ab, Süheyl, Osman, Ömer, Misver‟dir. Bunlardan
Ġbrâhim, Muhammed, Hameyd ve Zeyd‟in annesi Ümmü Gülsüm‟dür. Ebû Seleme‟nin annesi ise
Tümadır‟dır. Oğlu Ġbrâhîm, Resûlullah efendimizle görüĢmek Ģerefine kavuĢmuĢtur.
Hicretten 44 sene önce (m. 580) yılında doğdu ve Hicretten 31 sene sonra (M. 653)
Medine‟de vefât etti. Hazreti Ebû Bekir‟in teĢviki ile, O‟nun tavsiyesine uyarak en önce îmân
edenlerin beĢincisidir. Mekke‟de iken ticâret yapardı. Hazreti Abdurrahmân Ġslâmiyeti kabûl
edince diğer müslümanlar gibi eziyyet ve iĢkencelere maruz kaldı. Böylece vatanını terk ile
hicrete mecbûr oldu. HabeĢistana hicret eden müslümanlarla beraber bu memlekete gitti. Çok
geçmeden Peygamber efendimizin Medine-i münevvereye hicretinden sonra Medine‟ye gelerek
Resûlullaha katıldı.
Hazreti Abdurrahmân bütün harplerde bulundu. Bedir‟de kahramanlıkları çok oldu. Hazreti
Abdurrahmân bin Avf, Bedir harbinde Ģahit olduğu bir hadîseyi Ģöyle anlatıyor: “Bedir‟de harp
saflarında durup sağıma soluma baktığım zaman Ensâr‟dan iki genç delikanlı gözüme iliĢti.
Bunlardan en kuvvetli ve vurucu olanı ile bulunmak istedim. Bu iki gençten biri beni gözü ile
süzdü sonra bana dönerek: “Ey amca! Ebû Cehil‟i tanır mısın?” diye sordu. Ben de: “Evet
tanırım” dedim ve “Ey kardeĢimin oğlu, Ebû Cehil‟i ne yapacaksın?” diye sordum. O da “Bana
haber verildiğine göre, Ebû Cehil Resûlullah‟a sövermiĢ. Allah‟a yemîn ederim ki onu bir
görürsem, öldürünceye veya kendim ölünceye kadar asla ondan ayrılmayacağım.” dedi. Bir
gencin heyecan halinde söylediği kat‟i bu söze doğrusu hayret ettim.”
Bu iki gençten diğeri de beni gözden geçirerek diğerinin söylediği gibi söyledi. Bu sırada
gözlerim hiç bir tarafa takılmadan ben de Ebû Cehil‟i görmüĢtüm. O, KureyĢ” askeri içinde hiç
durmadan ileri geri dönüp duruyordu. Ben: “Gençler, öteye beriye telaĢla giden Ģu Ģahıs, bana o
sorup tanımak istediğiniz Ebû Cehil‟dir” dedim. Onlar da hemen kılıçlarına sarıldılar ve Ebû
Cehil‟i öldürünceye kadar kılıç darbesine tuttular. Sonra dönüp Resûlullah‟ın huzûruna geldiler.
Ve hâdiseyi arz ettiler. Resûlullah (s.a.v.): “Ebû Cehil‟i hanginiz öldürdü?” diye suâl etti.
Bunlardan biri “Ben öldürdüm” dedi. Resûlullah (s.a.v.) “Kılıçlarınızı sildiniz mi?” deyince.
Onlar da: “Hayır silmedik” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resûlullah efendimiz, kılıçlarına ne
kadar kan bulaĢtığını ve ne derece derinlikte battığını anlamak için gençlerin kılıçlarını tetkik
edip, gözden geçirdi. Ġltifât ve tebrik ederek: “Ġkiniz öldürmüĢsünüz” buyurdu.
Abdurrahmân bin Avf (r.a.) Uhud‟da iki müĢrik öldürdü ve yirmibir yerinden yaralandı.
Ayağından aldığı bir yaradan hafif topal kaldı. Ayrıca 12 tane diĢi kırıldı. Peygamber efendimiz
(s.a.v.) onu Medine‟de Hazreti Saîd bin Rebîi ile kardeĢ yapmıĢtı. Hazreti Saîd o kadar iyi kalbli,
cömert bir zât idi ki, bütün mal ve servetini Hazreti Abdurrahmân ile paylaĢmak istemiĢti. Fakat
Hazreti Abdurrahmân bunu istememiĢ ve teĢekkür ederek, “Azîz kardeĢim, Allah sana ve çoluk
çocuğuna bereket ihsân etsin, malını çoğaltsın! Sen bana çarĢının yolunu göster ben orada biraz
alıĢ veriĢ ile meĢgûl olup ihtiyâçlarımı karĢılarım.” demiĢti. Peygamberimiz Hazreti
Abdurrahmân‟ın böyle söylediğini duyunca, O‟na hayır duâ etti. Kaynuka çarĢısında ticâret
yaparak kısa zamanda çok zengin olmuĢtu. Buyurdu ki: “TaĢa uzansam, o taĢın altında ya altına
veya gümüĢe rastladığımı görürüm.”
Hazreti Abdurrahmân bin Avf, Resûlullahın sağlığında Allah yolunda çok mal harcadı. Üç
kere malının yarısını verdi. Birinci defa 4000 dirhem, ikincide 40 000 dirhem ve üçüncüde de 40
000 altın sadaka olarak Allah yolunda dağıttı. Uhud savaĢı esîrlerinden 30 tanesini azad ettirdi
ve her birine 1000 altın dağıttı. Tebük seferi için 500 at ve 500 yüklü deve verdi. Birgün
buğday, un ve çeĢitli zâhire yüklü yediyüz devesi ile Medine‟ye girdiğinde Hazreti ÂiĢe (r.anha),
Resûlullah efendimizin, “Abdurrahmân bin Avf, Cennete diz üstü girer.” buyurduğunu
bildirince, develerin hepsini yükleriyle birlikte Allah yolunda dağıtacağını söz verip onu Ģahit
tutmuĢtur. Bedir harbinde bulunup da sağ kalanların her birine, kendi malından 400 dirhem (2
kg. civarında) altın para verilmesini vasıyyet etti. Vasıyyeti hemen yerine getirildi.
Tebük harbinden dönüĢte Peygamber efendimiz bir yere gitmiĢlerdi. O sıra Eshâb-ı kiram,
sabah namazı geçiyor diye Abdurrahmân bin Avf‟ı imamete geçirdiler. Peygamber efendimiz
döndüğü zaman ikinci rekâtte ona uydular ve namazın sonunda “Bir peygamber sâlih bir
kimenin arkasında namaz kılmadıkça rûhu kabz olmaz” buyurarak Abdurrahmân bin Avf‟ın
kıymetini ifâde ettiler.
Hazreti Abdurrahmân, Dûmet-ül-Cendel‟e giden orduya Resûlullah‟ın emriyle kumandanlık
yaptı: Birinci Halife Hazreti Ebû Bekir devrinde Hazreti Abdarrahmân, O‟nun en samimi
müĢavirlerinden idi. Hazreti Ebû Bekir O‟na son derece hürmet eder ve her iĢte onunla istiĢâre
ederdi (danıĢırdı). Hazreti Ömer‟in halifeliği zamanında bir ticâret kervanı gelip, gece Medine‟nin
dıĢında kondu. Yorgunluktan hemen uyudular. Halife Ömer, Ģehri dolaĢırken bunları gördü.
Abdurrahmân bin Avf‟ın (r.a.) evine gelip, “Bu gece bir kervan gelmiĢ. Hepsi kâfirdir. Fakat bize
sığınmıĢlar. EĢyaları çoktur ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların, bunları soymasından
korkuyorum. Gel, bunları koruyalım” dedi. Sabaha kadar bekleyip sabah namazında mescide
gittiler. Ġçlerinden bir genç uyumamıĢtı. Arkalarından gitti. SoruĢturup, kendilerine bekçilik eden
Ģahsın halife Ömer olduğunu öğrendi. Gelip arkadaĢlarına anlattı. Roma ve Ġran ordularını
periĢan eden, binlerce Ģehir almıĢ olan, adâleti ile meĢhûr, yüce halifenin, bu merhamet ve
Ģefkatini görerek Ġslâmiyetin hak din olduğunu anladılar. Hepsi seve seve müslüman oldu.
Hazreti Ömer vefât ederken halifeliğe aday olarak gösterdiği 6 kiĢiden biri de Abdurrahmân bin
Avfdır. Fakat O, kendi hakkından feragat ederek hakem oldu. Hazreti Osman halife seçildi ve
önce kendisi bîat etti.
Hazreti Abdurrahmân, Hazreti Osman devrinde son derece sakin bir hayat yaĢadı. 31 (m.
651) senesinde 75 yaĢında iken vefât etti. Ġri yapılı, beyaz tenli, yakıĢıklı bir zat idi. 65 hadîs-i
Ģerîf rivâyet etmiĢtir. Kendisinden, Abdullah Ġbn-i Abbâs, Ġbn-i Ömer, Cabir bin Abdullah Enes
bin Mâlik, Cübeyr bin Mut‟im ve oğulları Ġbrâhîm, Hamid ve Ebû Seleme, kızkardeĢinin oğlu
Abdullah bin Âmir, Mâlik bin Evs ve birçok âlim hadîs-i Ģerîf rivâyetinde bulunmuĢlardır.
Resûlullah (s.a.v.) onun hakkında “Göktekiler ve yerdekiler katında, sen emînsin”
buyurdu. Resûlullah‟dan bizzat rivâyet ettiği hadîs-i Ģeriflerden bazıları Ģunlardır:
“Dikkat edin, Cennet için hazırlanan yok mudur? Kâ‟be‟nin Rabbine yemîn olsun
ki, Cennet‟te tehlike diye birĢey yoktur. Cennet parlayan bir nûr, etrâfa yayılan bir
kokudur. Binaları kuvvetlidir. Irmakları devamlı akar, bol ve kemâle ermiĢ meyva
yeridir. Orada Hûrîler vardır. Cennette üzüntü ve keder yoktur. Ni‟metleri devamlıdır.”
Eshâb-ı kiram: “Biz ona hazırlanmıĢız” dediler. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem: “ĠnĢaallah
deyiniz” buyurdu ve cihadı anlattı.
“Bir yerde veba hastalığının çıktığını duyduğunuz vakit oraya gitmeyiniz.
Bulunduğunuz yerde veba görüldüğü vakit kaçarcasına oradan uzaklaĢmayınız.”
“Bir kadın beĢ vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, namusunu korur,
zevcine itaat ederse dilediği kapıdan Cennete girer.”
“Serveti çoğaltanlar helak oldu. Ancak Allah‟ın fakîr kullarına verip, bu servet ile
hayırlı amel iĢleyenler müstesna. Ne yazık ki, bu gibiler azdır.”
Eshâb-ı kirâm‟ın büyüklerinden Abdurrahmân bin Avfa (r.a.): “Bu büyük serveti nasıl
kazandın?” dediler. Buyurdu ki: “Çok az kâra da râzı oldum. Hiç bir müĢteriyi boĢ çevirmedim.
Hatta birgün bin deveyi sermâyesine satmıĢtım. Yalnız dizlerindeki ipler kâr kalmıĢtı. Bir ip bir
dirhem gümüĢ değerinde idi. O gün develerin yem parasını ben vermiĢtim. Kazancım ise bin
dirhem olmuĢtu.”
Hazreti Abdurrahmân yüksek ahlâk, fazîlet ve kemâl sahibi, çok iyi ve çok temiz seciyeli
bir insandı. Onun kalbi, Allah korkusu ile Resûl-i Ekrem‟e muhabbetle, doğruluk ve iffetle,
rahmet ve Ģefkatle dolu idi. Âlicenaptı (cömertti), Allah yolunda malını dağıtmaktan zevk alırdı.
Hazreti Abdurrahmân‟ın kalbinde Allah korkusu o kadar yer etmiĢti ki, kendisi hiç bir vakit
dünyâsını dinine tercih etmemiĢ, hayatta servet ve mal sahibi olmaya ehemmiyet vermemi Ģ,
tam müslüman olarak yaĢamayı her Ģeyin üstünde tutmuĢtu. Nitekim aĢağıdaki vak‟a Hazreti
Abdurrahmân bin Avf in takvâsını (haramlardan kaçıĢını) çok iyi göstermektedir.
Birgün Hazreti Abdurrahmân bin Avfa bir yerde yemek ikram olunmuĢtu. Kendisi oruçlu
idi. Tam iftar edeceği zaman, Hazreti Abdurrahmân bir hatırasını anlatmağa baĢladı: “Uhud
günü, benden çok hayırlı olan Mus‟ab bin Umeyr Ģehîd düĢtü. Onu bir kumaĢ parçasına
kefenledik. BaĢını örttüğümüz zaman ayakları çıplak kalıyor, ayaklarını örtersek baĢı açık
kalıyordu. Sonra o gün Hazreti Hamza da Ģehîd oldu. O da benden hayırlı idi. Sonra dünyâ bize
açıldı. Türlü türlü ni‟metlere kavuĢtuk. Korkarım, bizim hayır ve hasenat devrimiz geçmiĢ olsun”
demiĢ ve ağlamaya baĢlamıĢtı. Hazreti Abdurrahmân, o kadar müteessir olmuĢtu ki, önündeki
iftarını unutmuĢtu.
Halife Ömer (r.a.) ġam‟a gidiyordu. ġamda tâ‟ûn (yani veba hastalığı) olduğu iĢitildi.
Yanında bulunanların bazısı, ġam‟a girmiyelim, dedi. Bir kısmı da, “Allahü teâlâ‟nın kaderinden
kaçmıyalım” dedi. Halife de, “Allahü teâlânın kaderinden, yine O‟nun kaderine kaçalım, Ģehre
girmiyelim. Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü
teâlânın takdîri ile göndermiĢ olur” buyurdu. Sonra Abdurrahmân bin Avf‟ı (r.a.) çağırıp sen ne
dersin? buyurunca Resûlullah (s.a.v.)‟den iĢittim: “Veba olan yere girmeyiniz ve veba olan
bir yerden baĢka bir yere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız” buyurmuĢtu, dedi. Halife de:
“Elhamdülillah, benim sözüm hadîs-i Ģerîfe uygun oldu” deyip ġam‟a girmediler. Veba bulunan
yerden dıĢarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse
kalmaz, helak olurlar, Vebalı yerde kirli hava, (yani mikroplu hava, veba basilleri), herkesin içine
yerleĢince, kaçanlar hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı baĢka yerlere götürmüĢ, bulaĢtırmıĢ
olurlar. Hadîs-i Ģeriflerde buyuruluyor ki; “Veba hastalığı bulunan yerden kaçmak,
muharebede kâfir karĢısından kaçmak gibi, büyük günahtır.” Muhyiddîn-i A‟rabî:
“Belâlardan, tehlikeden gücünüz yettiği kadar sakınınız. Çünkü takat getirilemeyen,
dayanılamayan Ģeylerden uzaklaĢmak Peygamberlerin âdetidir” buyurmaktadır.
Hazreti Abdurrahmân bin Avf, Resûl-i Ekrem‟in en yakın Eshâbındandı. O‟nun Resûl-i
Ekrem‟e muhabbeti, hizmeti, O‟nun yolunda fedâkârlığı bitip tükenmezdi. Uhud muharebesinde
Resûlullahı müdafaa için kendisini nasıl fedaya hazır olduğu, aldığı yaralardan anlaĢılmaktadır.
Hazreti Abdurrahmân kendisi naklediyor:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yola çıktılar. Kendilerini takib ettim. Hurmalık bir yere
girdiler ve yere kapanarak secdeye vardılar. Bu secdeleri o kadar uzadı ki, kendi kendime, Aman
Yâ Rabbî! dedim. Acaba Resûl-i Ekrem‟e bir hal mi oldu? diyerek büyük bir korku ile ilerledim.
Kendisine yaklaĢtım ve yanına oturdum. Resûl-i Ekrem baĢlarını kaldırdılar. “Sen kimsin”
buyurdular. “Ben Abdurrahmân‟ım” dedim. “Bir Ģey mi oldu?” buyurdular. Hayır, yâ Resûlallah
secdeye kapandınız ve secdeniz o kadar uzadı ki size bir hal olmasından endiĢe ettim. Resûl-i
Ekrem (s.a.v.) buyurdu ki: “Cibrîl-i Emîn geldi, Ģunu müjdeledi: “Yâ Muhammed! Kim ki,
sana, salât ve selâm getirirse Cenâb-ı Hakkın mağfiret ve selâmına nail olur” dedi. Ben
de bu müjdeye karĢı secde-yi Ģükrana kapandım.
Hazreti Abdurrahmân bin Avf, Resûlullahın âhirete teĢrîflerinden sonra O‟nunla geçirdiği
günleri hatırlayarak dâima ağlar. O‟nun sohbetinden mahrûm olduktan sonra kendisi için
dünyânın hiçbir kıymeti kalmadığını söylerdi.
Hazreti ÂiĢe‟nin (r.anha) bildirdiğine göre, Resûlullahı hanımlarına: “Benden sonraki
haliniz beni düĢündürüyor. Benden sonra ne olursunuz, insanlar size nasıl davranırlar.
Sizin geçiminizi üslenecek olanlar sabırda kâmil olan ve sıddîklığı huy edinenlerdir.”
buyurdu. Hazreti AiĢe der ki, “Resûlullahı sabır ediciler ve sıddîklar” sözünden, sadaka verenler
ve iyilik edenleri kastetmiĢtir. Çünkü sözün akıĢı, hanımlarının geçimi ile ilgili idi. Sonra Hazreti
ÂiĢe Ebû Seleme bin Abdurrahmân‟a, (Abdurrahmân bin Avf‟ın oğlu olup, Tabiînin büyüklerinden
olan Ebû Seleme‟ye) teĢekkür ve kadirĢinaslık olarak: “Allahü teâlâ babanı Cennetteki Selsebil
pınarlarından içirsin” diye duâ etti. Çünkü Abdurrahmân bin Avf (r.a.) mü‟minlerin annesi olan
Resûlullahın hanımlarına çok iyilik ve ikramda bulunurdu. Bir bağını kırkbin altına satıp, hepsini
onlara hediye etmiĢti.
Hazreti Ömer: “Abdurrahmân müslümanların büyüklerinden biridir” buyurdu. Hazreti Ali
ise Resûlullahdan duydum. Abdurrahmân bin Avf a: “Göktekiler ve yerdekiler katında sen
emînsin” buyurdu.
Hazreti Abdurrahmân son derece kerîm idi, cömertti. O‟nun serveti arttıkça, cömertliği de
o nisbette artmaya devam ediyordu. Berâe sûresi nâzil olup Eshâb-ı kiram sadaka ve hayrata
teĢvik olundukları zaman, Hazreti Abdurrahmân malının yarısı olan 4 bin dirhemi hemen
dağıtmıĢ ve binlerce altınını hayır iĢlerine vakfeylemiĢti.
Hazreti Abdurrahmân, servetiyle birçok köleleri azad ettirmiĢ, bunlar için binlerce dinar
sarf etmiĢti. Hazreti Abdurrahmân servet sahibi olmasının ona ahirette bir noksanlık
vermemesini düĢünüyordu. Onun için bir gün, Hazreti Ümmü Seleme‟ye Ģu sözleri söylemiĢti:
“Malın çokluğu helake sebep olur. Bundan endiĢe ediyorum” Hazreti Ebû Seleme ise ona Ģu
cevabı vermiĢti: “Fakat Allah yolunda sarf olunan mal böyle değildir.”
Nevfel bin Ġyas el-Hüzeli anlatır: Abdurrahmân bin Avf bizimle oturuyordu. Ne hoĢ sohbet
bir zât idi. Birgün bizi evine götürdü. Bize bir tepsi getirdi. Ġçinde ekmek ve et vardı. Ağladı. Ey
Ebû Muhammed, seni ağlatan nedir? dedik. Dedi ki: “Resûlullahı vefât etti. Fakat kendisi ve ehli
arpa ekmeğinden bir defa olsun doyunca yemedi. Biz sonumuzun hayırlı olup olmıyacağını
bilmiyoruz.”
Resûlullah efendimiz: “Abdurrahmân bin Avf, Cennete emekliye emekliye girer”
buyurdu. Bunu duyduktan sonra hep korkardı. Resûlullahın huzûruna vardı ve: “Allaha karz-ı
hasen (borç) ver! Bu sayede ayakların çözülür” emrini aldı. Sonra Cebrâîl aleyhisselâm
geldi. Resûlullaha Ģöyle dedi: “Ġbni Avfe söyle, misâfir ağırlasın. Fakîrleri doyursun! Kendisinden
birĢey isteyen muhtaçları boĢ çevirmesin! Bunları yaparsa içinde bulunduğu durumuna (yani
zenginliğinin hakkını vermeğe) keffaret olur.”
Dûmet-ül-cendel‟e giden orduya, Resûlullah‟ın emriyle kumandanlık yaptı. Hicretin altıncı
yılında ġaban ayında gönderilmiĢtir. Dûmet-ül-cendel, Tebük Ģehrinin yakınında olup büyük bir
panayır ve ticâret merkezi idi. Abdullah bin Ömer der ki; “Resûlullah efendimiz Abdurrahmân bin
Avf‟ı (r.a) yanına çağırıp ona: “Hazırlan! Ben, seni bugün veya yarın sabah inĢaallah,
askerî birliğin baĢında göndereceğim” buyurdu. Sabah namazını mescidde kıldıktan sonra
Peygamberimiz, geceleyin Dûmet-ül-Cendele hareket etmesini ve oranın halkını Ġslâmiyyete
davet eylemesini Abdurrahmân bin Avf‟a emretti ve buyurdu ki: “Cenâb-ı Hak sana Dûmen‟in
fethini nasîb ederse, ileri gelenlerinden birinin kızı ile evlen!” Bu ordu yediyüz kiĢi idi.
Bunlar seher vakti, Medine dıĢında, Cürüfteki karargahlarında toplandılar. Peygamberimiz,
Addurrahmân bin Avf‟ın geri kaldığını görünce: “ArkadaĢlarından niçin geri kaldın?” diye
sordu. Abdurrahmân bin Avf: “Yâ Resûlallah, en son görüĢmemin, konuĢmamın sizinle olmasını
istedim. Yolculuk elbisem üzerimdedir” dedi.
Hazreti Abdurrahmân bin Avf, baĢına siyah, pamuklu kalın bezden geliĢi güzel bir bez
sarmıĢtı. Peygamberimiz onu önüne oturtturup, sarığını eliyle çözüp tekrar sardı. Sarığın ucunu
onun omuzunun ortasından sarkıttı. Ve “Ey Ġbni Avf! ĠĢte sarığını böyle sar!” buyurdu. Daha
sonra Resûlullah efendimiz eline bir sancak vererek ve “Ey Ġbni Avf! Hepiniz Allah yolunda
harp ediniz. Allah‟a karĢı küfür edenlerle çarpıĢınız!” buyurarak onu uğurladı.
Abdurrahmân bin Avf Medine‟den hareket edip, Dûmet-ül-Cendel‟e gelince üç gün kaldı.
Halkı Ġslâmiyete davet etti. Onlar “Biz kılıçtan baĢka bir Ģey vermeyiz” dediler. Ġslâmiyeti kabûl
etmekten kaçındılar. Daha sonra Asbağ bin Amr el-Kelbî, müslüman oldu. Kendisi Hıristiyan olup
Dümet-ül-Cendel halkının kralı idi. Asbağ müslüman olduktan sonra kavminden çok kimseler de
müslüman oldular. Abdurrahmân bin Avf, durumu Peygamber efendimize mektûb yazarak
bildirdi. Bu yazıyı Râfi bin Mükeys‟le Medine‟ye gönderdi. Peygamberimiz mektûba verdiği
cevapta Asbağ‟ın kızı Tümâdır‟la evlenmesini yazdı. Bunun üzerine Abdurrahmân bin Avf,
Tümâdır‟la evlendi. Daha sonra birliğinin baĢında, yeni zevcesi Tümâdır‟la Mekke‟ye döndü.
Tümâdır, Abdurrahmân bin Avf‟ın oğlu Ebû Seleme‟nin annesidir. Ebû Seleme, büyük fıkıh
âlimlerindendir.

1) Tabakât-ı İbn-i Sa’d, cild-3, sh. 87
2) Herkese Lâzım Olan Îmân sh. 98
3) Üsûd-ül-gâbe, cild-3, sh. 313
4) El-İsâbe, cild-2, sh. 416
5) El-İstiâb, cild-2, sh. 393
6) Metâli-ün-nücüm, cild-1, sh. 239
7) Kâmûs-ul-a’lâm, cild-4, sh. 3072
8) Müsned-i Ahmed bin Hanbel, cild-1, sh. 190
9) Buhârî Fedâil-üs-sahabe
10) Tam İlmihâl Se’âdet-i Ebediyye sh. 978

Hakkında saklibelgeler
turk ve dunya tarihinin yanlışları doğru olarak gösterdikleri birçok olayın hakiki yüzü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: