Muhammed Salih Pirani : Şeyh Said TOPLU İDAM KARARI

TOPLU İDAM KARARI 

Diyarbakır’daki Şark İstiklal Mahkemesi acelesi varmış gibi hızlı çalışıyor, “elindeki işi” biran önce bitirmek üzere toplu idam kararları üretiyordu.
Seyid Abdulkadir, hiçbir eyleme katılmamış oğlu olaylara karışmamıştı. Onlarla birlikte ipe çekilenlerden bazıları, son ana kadar bir Kürt isyanının patladığından bile haberli değildi. Fakat ayrıntıya inmeye zaman yoktu. Gerekenin yapılması için “teslim edilen” insanlar hakkında hemencecik karar biçiliyordu.
İlk temizlikten sonra, sıradakiler Şeyh Said ve arkadaşlarıydı. Zamana durduran hız, yine görev başındaydı. İdamına karar verilen 47 kişi hakkındaki araştırma, soruşturma, kanıtların aranıp bulunması iddianamenin hazırlanıp okunması, sorgulama ve savunmalarla, idam edilmesi, topu topu bir aylık bir zamana sıkıştırılıp tamamlanmıştı.

Savcı Ahmet Süreyya Örge Evren, 27 Haziran 1925 tarihinde davanın esasını hakkındaki görüşlerini açıkladı. Savcı “esası” anlatırken, Kürt isyanını, yakın tarihte yaşanan ve Osmanlıdan kopma başarısına erişen Arnavutluk, Bosna Hersek ile Arap ihtilallerine benzetiyordu. İsyancıların, bağımsız Kürdistan kurmayı amaçladıklarını, ama niyetlerini din perdesi ile örttüklerini söylüyor, sanıklardan her birinin geçmişi ile son yaptıklarını uzun sıralıyordu. Savcı, elindeki listede yer alanların “idam cezasıyla tecziyesine” diyerek sustuğunda öğle olmuştu.
Ölüm tutsakları içinde heyecansız sakin görünen tek kişi Şeyh Said’di. Yerinden doğruldu. Süngüler arasında bitişikteki yemek salonuna yürüdü. Her zamanki masaya yine tek başına oturdu. Esir düştüğünden beri yalnızdı. Bir zamanlar bakışını üstüne çekmek için bile çırpınan yol arkadaşlarından bazıları gücün öfkesini üstlerine sıçratmaktan korktukları için mi bilinmez, onu görmezlikten geliyor, uzak duruyorlardı.
Şeyh’in son günlerine ilişkin olarak tarihe tanıklık eden Türk basınının yazdığına göre, tek başına oturduğu masada herhangi bir seyahatindeki molada olduğu gibi artık alışılan huzurlu, sakin haliyle yemeğini yedi. Hizmet eden askere kahve ısmarladı. Kahvesini ağır ağır yudumlayarak içti. Sonra bir tane daha söyledi. İkinci kahvesini bitirdiği sırada, nöbetçi askerler vaktin geldiğini haber verdiler.
Cebinden kahvelerin parasını çıkardı. Tabağa koydu. Sonra, yanı başında bekleyen askerlere, ben hazırım, dercesine baktı.
Oturum yeniden açıldığında, başkan tutuklulara tek tek son bir diyeceklerinin olup olmadığını sordu.
İlk muhatap Şeyh’di. Ayağa kalktı. Sinirli görünüyordu. Öfkesinin nedeni az sonra anlaşılacaktı. Savcı, onu dış güçlerin tahrikiyle isyan etmekle suçlamıştı. Mahkeme boyuncu “ben bu işin ne evvelinde, ne de arkasındayım; içindeyim.” Diyen ve olayların “ortasında” olmayı, “kaderi” olarak açıklayan Şeyh’in son sözleri “Allah’a ayandır.. Ecnebilerin parmağı yoktur.” cümleleriyle geçti tutanaklara.
Mahkeme başkanının “başka?” sorusu üzerine durakladı. Sonra ekledi:
“Cezanın tahaffüfünü (hafifletilmesini) isterim,” diye ekledi.
Başkan, ardından öteki sanıklara son sözlerini sordu. Kimi beraat, af, kimide adalet istiyordu. Şeyh Abdullah, “Cumhuriyet Hükümeti’nin bir ferdinden Gazi Paşa’ya kadar dehalet (rica) ederim” diyerek beratını istiyordu.
Kararın açıklanması ertesi güne, 28 Haziran 1925 Pazara ertelendi. Bu, ölüm yolcuları için bir gün daha yaşamak demekti. 
28 Haziran 1925. Sıcak, sıcağı yapışkan bir Diyarbakır sabahıydı. Diyarbakır’da gün erken başlamıştı. Güneş yükseldiğinde, ölüm töreninin dış hazırlıkları tamamlanmıştı. Atlı ve piyade askeri birlikler şehre dağılmış, sokak başlarını, ana cadde, meydan ve kavşakları tutmuş, tüfeklerinin namlularına süngüleri takmıştı bile…
Vakit gelmiş, saat tamamlanmıştı. Mahkeme heyeti sahnedeki yerine almıştı. Sonra uzaklardan zincirlerin taş zeminde çıkardığı ses, derinden derine duyulmaya başlandı. Elleri kelepçeli, ayakları prangalı isyancılar getiriliyordu.
Mahkeme başkanı Denizli milletvekili Mazhar Müfit Kansu kararın gerekçesini okumaya başladı.
Başkan, “ayrıntıları ile beyan olunduğu üzere, yalan yere din ve şeriatı araç yaparak bağımsız bir Kürt- İslam Hükümeti kurmak maksat ve gayesiyle Şeyh Said’in başlattığı silahlı ayaklanma ve ihtilal hareketine çeşitli şekilde katılarak, ayaklanmanın devam ettiği haftalar ve aylar boyunca birçok şehir, kasaba ve köyleri, devlet ve hükümetin zabıta ve askeri kuvvetleriyle kanlı bir savaş halinde çarpışmak suretiyle zapt ve işgal eden, ihtilal bölgesindeki en önemli il merkezlerinden Diyarbakır kentini de kuşatan ve orada bile inat ve ısrarla savaşıp vuruşmaktan çekinmeyen…” diyerek elindeki metni okuyordu.
Şeyh Said başta olmak üzere, 47 kişi suçlu bulunmuş ve idam cezasına çarptırılmıştı. Resmi tutanaklara kaydedilen biçimiyle, ölüm mahkûmları şunlardı:
Şeyh Said, Damadı Melakanlı Şeyh Abdullah, Tokiyanlı Halit oğlu Kamil, kardeşi Baba Bey, Şeyh Şerif, Fakih Hasan Fehmi, Valirli Hoca Sadık Bey, Çanlı Şeyh İbrahim, Harputlu Şeyh Ali, Harputlu Şeyh Celal, Şeyh Hasan, Garipli İzzet Bey, oğlu Mehmet Bey, Hanili Mustafa Bey, Hanili Hacı Salih Bey, Çanlı Şeyh Abdullah, Şeyh Ömer, Hanili Şeyh Adem, Madenli Kadri Bey, Piranlı Molla Mahmut, Silvanlı Şeyh Şemseddin, Termili Şeyh İsmail, Termili Şeyh Abdullatif, Balkanlı Molla Emin, Hanili Bey oğlu Hasan, Arap Abdi, Kargapazarlı Halil oğlu Mehmet, Sinikli Hasan oğlu Süleyman, Öğretmen Musyanlı Molla Cemil, Az aşireti reisi Demiroğlu Ömer oğlu Süleyman, Şerif oğlu Süleyman, Fakih Hasan’ın katibi Tahir, Hanili Mustafa Bey oğlu Mahmut Bey, Şeyh Musu oğlu Şeyh Ali, Balkanlı Hacı Halit, Diyadinli Temur Ağa, Hınıslı Kamil Bey oğlu Abdullatif, Muşlu Mehmet, Süleyman Bey, Bahri Bey, Zoravalı Şeyh Cemil, Çapakçurlu Süleyman oğlu Yusuf, Yamak aşiretinden Ali Baban, Kargapazarlı Halit, Mehmet oğlu Tahir, Bucak müdürü Tayip Ali, Çerkez Jandarma Halit, Salih oğlu Hasan.63
Mahkeme 49 kişi hakkında ölüm kararı almıştı. Bunlardan Çapakçur (Bingöl) kaymakamı Çerkez Hüseyin Hilmi’nin daha sonra ki vatanseverane hizmetleri hafifletilmiş neden kabul edilmiş ve hakkındaki idam kararı 15 yıl kürek cezasına çevrilmişti. Salih oğlu Hüseyin adındaki sanık yaşı küçük olduğu için idamdan kurtulmuştu. Adana’da 15 yıl kürek cezası çekmeye mahkûm edilmişti.
Beraat edenlerde şunlardı:
Yarikanlı Ahmet oğlu Reşit, Çapakçurlu Mehmet oğlu Hüseyin, Sıhhiye kâtibi Niyazi, Jandarma Ali oğlu Hasan, Bitlisli Mehmet Salih Efendi, Kargapazarlı Ahmet oğlu Reşit ve Ahmet oğlu Süleyman, Ahmet oğlu İsmail, Emekli Binbaşı Kasım, Kasım’ın kardeşleri Ali ve Cindi, Darahıni müftüsü İlyas, Kerkerutlu İsmail oğlu Ali, Rutkanlı Nimet, Mehmet oğlu Ahmet, Mehmet oğlu Maksut, Hacı Sadullah oğlu İbrahim.64   
Beroj.com’a tesekkürler

Hakkında saklibelgeler
turk ve dunya tarihinin yanlışları doğru olarak gösterdikleri birçok olayın hakiki yüzü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: