Muhammed Salih Pirani : Şeyh Said Şeyh Said’in yakalanması

 

Şeyh Said’in yakalanması

Melle Şafii (Aydın) anlatıyor:
Şeyh Said Efendi Diyarbakır’dan ayrıldıktan sonra, konaklaya konaklaya bir atlı grupla birlikte Solhan tarafına eği köyüne geliyor. Binbaşı Kasım’ın da köylüsü olan sonra bitişiğindeki Baskan’a yerleşen Melle Yadin (Aydın), o sırada Silvan tarafında (Farkin’de ) Melle Yahya’nın yanında okuyor. İsyan haberini alınca Varto’ya dönmek üzere ayrılıyorlar. Eği’ye vardığı gün tesadüfen Şeyh Said’de oraya geliyor. Babası Şeyh Muhammed de Şeyh’le birlikte babasını buluyor.  
Şeyh’in orada olduğunu duyan çevre köylüler, Eği’ye akıyor. Büyük bir kalabalık meydana geliyor. Şeyh bazı ileri gelenlerle görüştükten sonra kalabalık cemaate namaz kıldırıyor, birde hutbe veriyor. Melle Yadin de namaza katılanlardan. Melle Yadin diyor ki:

‘Şeyh Said Efendi, hutbede Allah için halkımızı zulümden kurtarmak için ayağa kalktık. Niyetimizin sonunu getiremedik. İyi sonuç alamadık. Ama Allah nezdinde müsterihim. Eğer, kıyamet günü Allan Teala bana neden ayağa kalktın diye sorarsa, ona sorumluluğum vardı. Halkıma karşı sorumluluğumu yerine getirmek için ayağa kalktım diyeceğim. Eğer zulüm karşısında ayağa kalkmasaydım, Allah nezdinde bu halkın hakkı nedeniyle sorumlu olurdum. Yükün altından kalkamazdım. Allah’ın önünde sorumluluktan kurtulmak gerektiğine inandığım için ayağa kalktım diyeceğim. Biz kaybettik ve zafere ulaşamadık. Fakat bu, haksız olduğumuz anlamına gelmez. Şimdilik başaramadık ama mazlum ve haklıydık. Tam tedbirli hazırlıklı, örgütlü olamadığımız için başaramadık. Şimdi dönebilenler köyüne evine gitsin. Kurtulma gücü olanlar kendilerini kurtarsınlar. Bizde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Dünya ili bağlantı kurmamız, sesizimizi duyurmamız gerekiyor. Gerekirse bunun için İran’a geçeceğiz. Ama haklı davamızın takipçisi olacağız.’
Şeyh Abdullah’da o gün Eği’ye geldi. Yanında Kasım vardı. Kasım Varto’da ona katılmış, emrinizdeyim demiş.”
İlk tohumlar süreci, başlangıç ve gelişmeler zamanında isyana karşı olan, bu yüzden Şeyh Said ve Halit Bey’le bağlarını koparak Kasım, “yenilgi anında” isyancıydı.
Şeyh Said’in ayrılmaz parçası olarak onunla buluşmak için damadı, Şeyh Abdullah ile birlikte Şeyh’in bulunduğu Melekan köyüne geçiyordu. Şeyh ise burada toplanan liderler ile Muş yöresindeki Nuh Bey’in bölgesine, orası güvenli olmasa İran’a geçiş planlarını tartışıyordu bu sırada. Kasım, askeri bilgi ve becerisi ile plancı olarak başköşedeydi.
Melle Yadin isyancıların safhındaki babasının yanında aynı kafiledeydi. Melle Şafii, Melle Yadin’in söylediklerini aktarıyordu:
“Melle Yadin, daha Melekan’dan yola çıkarken, Şeyh Said Efendi ile Kasım arasında bir gerginlik olduğu anlaşılıyordu. Şeyh Said Efendi, Muş ovasında Murat nehrini düşündüğü köprüye bir keşif kolu gönderilmesini istediği zaman Kasım, ‘orası geçiş için güvenli değildir’ diyerek, karşı çıkmıştı. Yanımızda tartışmadıkları için tam anlamıyor, bilemiyorduk. Ama bir gerginlik vardı. Konaklaya konaklaya ilerliyorduk. Abdurrahman Paşa Köprüsünden Varto suyunu geçip Carbühür ve Hınzır köylerinden Bulanık’a doğru yol aldık. Önümüzdeki tek mesele Murat nehri idi. Murat nehrini geçmek için biri Bulanık yakınlarında, öteki Muş ovasında iki köprü vardı. Kasım, Muş ovasındaki köprü için tehlikeli dediği için, biz Murat’ı geçmek için Bulanık yakınlarındaki Seyda köprüsüne gidiyorduk. Uzun sürdü yolculuğumuz ama köprüye geldik. Şeyh Said ‘geçelim’ deyince Kasım, ‘köprüyü Türk askerleri tutmuş’ deyip yine itiraz etti. Tek seçenek, kabarmış Murat nehrini atla geçmekti. Geçilirmi geçilmez mi diye tartışma başladı. Kalabalığın içinde tartışmak istemedikleri için Şeyh Said, Şeyh Abdullah ve Kasım atlarını sürüp bizden koptular. Tepeye çıktılar. Ne dediklerini duymuyorduk ama tartıştıkları belliydi. Bir anlaşmazlık olduğunu artık hepimiz biliyordu. Sonra Şeyh Said önde geldiler. Şeyh Said, ‘ben gidiyorum. Kim gelmiyorsa kalsın’ diyerek atını nehre sürdü. Atlılar arkasından gittiler. Şeyh Abdullah ‘ben gelmiyorum’ dedi. Arkada Kasım’ın yanında kaldı. Kasım “kurtuluşumuz yok, bende gelmiyorum” diye bağırdı. Nehir suyu çok kabarmıştı. Su atların sırtına geliyordu. Şeyh Said, tam nehrin ortasına gelmişti ki, karşı tarafa haber gönderilmiş, Şeyh’in nehri geçip kurtulmasına karşı tedbir alınmış olmalı. Tüfek atışları başladı.
Şeyh Said nehrin ortasından geri döndü. Onu takip eden atlılar da. Şeyh, atını doğrucu Kasım ve Şeyh Abdullah’ın yanına sürdü. Üçü birlikte yine bizden uzaklaştı. Karşımızdaki bir tepeye gittiler. Orada uzun uzun tartıştıktan sonra yanımıza geldiler. Geri döndüklerinde Şeyh Said Efendi, ‘hadi’ dedi. ‘Varto’ya gidip Osman Nuri Paşa’ya teslim olacağız.’ dedi. Atını sürdü hep beraber peşinden gittik. Şeyh’in kendi ayağıyla gidip teslim olacağını sanıyorduk. Fakat yeniden Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimizde yanıldığımızı gördük. Meğer Şeyh Said Efendi, Kasım’ın ısrarlarından kurtulmak için ‘teslim olacağım’ demiş.
Carbühür köyüne geldiğimizde, babasının nereye gönderdiğini bilmiyorum, ama Şeyh’in oğlu Şeyh Ali Rıza yanımızda değildi. Şeyh Said Efendi, burada Varto’ya giden Kereseit köyü yoluna sapacağına, atını köprüye doğru sürdü. Kasım telaş içinde yanına gitti. Konuşulanları artık hepimiz duyuyor, dinliyorduk. Kasım, ‘anlaşmamız böyle değildi, Varto’ya gidip teslim olacaktık. Ben bunun için söz verdim, mektup yazdım. Paşa bizi bekliyor.’ Dedi. Şeyh Said Efendi kızgındı. ‘Kasım’ diye bağırdı.‘Ben teslim olmuyorum. Ölürüm, ama gidip düşmanıma teslim olmam.’
Kasım yalvarıyor.’Birlikte teslim olursak kurtulur, çok kimseyi de kurtarırız’ diyordu. Şeyh ‘nasıl istersen öyle yap ama ben teslim olmuyorum’ cevabını verip, atını hızla sürdü. Kasım o zaman atını sürdü. Köprünün ortasında önünü kesti. Akrabaları da Şeyh’in etrafını sardı. Akrabalarından Kalecik köyünden Kollu’nun oğlu Gulo, Şeyh’in atının dizginine yapıştı. (Gule daha sonra köyüne döndü. Bir gün üç atlı indi kapısında. Onu dışarıya çağırdılar, Şeyh’e neden ihanet ettin diye ateş edip vurdular.) Şeyh tüfeğine sarılıp, namluyu Kasım’a doğrulttu. Ama tüfeği ateşlenmedi. Kasım, kardeşi Reşit ve akrabaları yardımıyla Şeyh’i esir aldı.
Şeyh’in tutsak düşmesine ilişkin pek çok söylenti vardı. Görgü tanıklarının anlattıkları da çelişikti. Şeyh’in yakalanması bir bakıma tarihi değiştiren olay olduğu için bunu farklı anlatımlarla sunuyoruz. Torunlarından Abdulmelik Fırat anlatıyor:
“Şeyh Said Efendi, Diyarbakır cephesinden çekilirken amacı, İran’a geçip kendini kurtarmak değildi. Düşüncesi, Hakkari dağlarında bir cephe açmaktı. Fakat Binbaşı Kasım, Şeyh Abdullah’ı da kandırıp yapına alarak elbirliğiyle tuzağa çekiyor, hareketi öldürüyor. Şeyh Said Efendi, Diyarbakır’dan ayrıldıktan sonra, Genç üzerinden, Bingöl’ün Solhan ilçesine bağlı Melekan köyüne geliyor. Melekanlılar akrabalarımızdı. Şeyh Abdullah’ın köyü. Abdullah da Şeyh Said Efendi’nin damadı. Kızının evinde geceyi geçiriyor. Dinlenip ertesi gün yola çıkıp, Şerevdin (Şerafettin) dağlarından Muş ovasına inecek, oradan da Bitlis üzerinden Hakkari tarafına geçecek.
Binbaşı Kasım da orada. Şeyh Abdullah ile birlikte köye gelmiş. İsyancıların yanında görünüyor. Sabah yola çıkılacağı zaman, Binbaşı Kasım, Şeyh’i düşündüğünü göstererek oyalama taktiklerine başvuruyor. Şeyh Said Efendi, Bongılan geçidini aşıp Muş ovasına inmek kararında, Fakat kasım, o yoldan gidildiği takdirde kurtulacağını bildiği için, kış ve kar şartlarını öne sürüyor; devlet güçlerinin Muş ovasındaki stratejik yolları tuttuğunu, yalanlar uydurup Murat nehrinin kabardığını, ovada nehri aşmanın zorluklarını anlatıyor. Amacı Şeyh’i oyalayıp hükümet güçlerine el altından haber ulaştırmak ve bir yandan da, irtibatlı olduğu Türk güçlerinin bulunduğu Varto mıntıkasına çekmek. Abdullah da bir bakıma ona arka çıkıyor, destekliyor.
Yol güvenliğini ve nehrin kabardığını öne sürüp, sonunda güzergahı değiştirmeyi başarıyor. Şeyh Said Efendi’nin yanında adamlar var, ama yakınlık bakımından yalnız. Yanında ne çocukları, ne kardeşleri var. Orada en yakını olarak, damadı Abdullah ve bacanağı Kasım bulunuyor. Onlara güvenmek zorunda kalıyor.
Kasım ve akrabaları, Abdurrahman köprüsünde etrafını sarıp namlu doğrultarak teslim olmasını istediklerinde, Şeyh Said Efendi ona hakaret ederek tüfeğine davranıyor. Fakat ateşlemeye zaman bulamıyor. Kasım onu teslim alıp devlete veriyor.
Melle Selim de Şeyh Said’in tutsak edilmesi konusunda, ayrıntılar hariç, benzer şeyler anlatıyor ve şöyle diyordu:
“Kasım, Şeyh Abdullah ile birlikte Melekan köyüne geliyor. Abdullah, Erzurum cephesinde mağlup olmuş, köyüne dönmüştü. Şeyh Said Efendi onunla buruda buluşuyor. Bir toplantı düzenliyor. Efendi, bundan sonra yapılacaklar hakkında herkesin tek tek görüşünü alıyor. Söz verilen herkes, ona tabi olduğunu söylüyor. Sıra Kasım’a geldiğinde, ‘Benim sözüm ayağınızın altındadır’ diyor. Bu, Kürtlerin büyüğe sadakat bildirimidir. Emrinizdeyim, nereye yürürseniz arkanızda, ayağınızın altındayım demektir.
Bunan üzerine Şeyh Said Efendi kararını açıklıyor:
—Doğu’ya çekileceğiz, Ama halkı serbest bırakalım. İsteyen bizimle gelir, gelmek istemeyen de köyüne döner.
Ama Kasım planını yapmış. Yolunu kesecek. Bağlılığını bildirip kafasındaki planı uyguluyor. Şeyh’in kestirmeden Muş ovasından geçip dağlara vurma düşüncesini değiştirmeyi başarıyor. Varto yoluna sapıyor.”
Halit Bey’in yeğeni Mehmet Emin Sever’in anlattıkları bir başka açıdan tarihe ışık tutacak nitelikte:
“Yola çıkarken Şeyh Said Efendi’nin amacı, Muş ovasında, Karabegan köyünün yakınındaki köprüden Murat nehrini geçip dağlara varmak. Fakat Kasım bu fikre karşı çıkıyor. Şeyh Said Efendi’nin güvenliğini bahane edip,
—O köprüyü biliyorum. Başında karakol kurmuşlar. Çatışmaya girmeden geçmemiz imkânsız. Ayrıca ovada nehri geçmemiz de tehlikeli. Çünkü bahar sularıyla kabarmış. Suya düşersek boğulur veya donarız, diyor.
Kasım, Murat nehrini geçiş için yeni öneride bulunuyor. Şerevdin dağlarından. Varto yakınlarındaki Abdurrahman köprüsünden geçip, Çaksor köyünden dağlara yönelmeyi… Şeyh Said’in aklına Kasım’ın art niyetli olabileceği gelmediği için, önerisini uygun buluyor. Yola çıkıyorlar. Karlı Şerevdin (Şerafettin) dağlarını aşıp, yorucu bir yolculuktan sonra, 100 kadar atlıyla Abdurrahman köprüsüne geliyorlar.Burada kısa bir mola veriliyor. O sarıda Kasım’ın akrabalarından, Bağlu köyünden Temranlı Guloe Kollo, Kasım’ın talimatı üzerine Şeyh Said’e tüfeğini doğrultuyor.”
Şeyh Said, 21 Mayıs 1925 tarihindeki ifadesinde yakalanması olayını şöyle anlatıyordu:
“Şeyh Abdullah, Muş’la Meneşgut arasındaki Gırvas gediğinde cephe komutanıydı. Komutası altında 200–250 kişi vardı. Kasım Bey, o bölgede Şeyh Abdullah’a katılmıştı. Ne zaman katıldığını ben bilmiyorum. Darahini’den Meneşgut’a gittim. Kasım orada, Şeyh Abdullah’ın yanında idi. Beş gece beraber kaldık. Muş köprüsünden Nuh Bey’in yanına veya Varto’dan Murat nehrini geçip Hasenanlı Halit Bey’in yanına geçmeyi düşünüyorduk. Kasım Bey de öyle söylüyordu. Fakat gizlice Osman Paşa’ya mektup yazıp göndermiş. Muş tarafına gitmeye teşebbüs ettik. Kılavuz geldi. Geç olmuştu. Çok yağmur yağıyordu. Gırvas’a geri döndük. O gece orada kaldık. Ertesi gün yola çıktık. Çarbühür tarafına vardık. Gece yürüdük. Asker vardı. Lolan tarafında görüldük. Onlar Aleviydi. Hükümete çete yazılmışlardı. Bize ateş açtılar. Uzaklaştık. Takip edemediler. Gece, terk edilmiş olan Sipyan köyünde kaldık. Gece Melhemli’ye gittik. Köyün karşısındaki tepede gündüzü geçirdik. Orada teslim olma meselesi açıldı. Şeyh Abdullah teslim olacağını söyledi. Ben ‘yapamam’ dedim. Kasım Bey teslim olma fikrindeydi. Sonra ben de “Teslim olurum” dedim.
Akşam namasından sonra Varto’ya doğru yola çıktık. Karanlıkta birbirimizi kaybettik. Abdurrahman Paşa köprüsüne geldiğimde, henüz şafak ağarmamıştı. Orada, ‘gidip teslim olayım’ diye geldi kalbime.  Askerler her tarafı tutmuşlardı.Kasım Bey orada bana ulaştı. Fikrimi anlayınca, “Efendi, olmaz. Ben Osman Paşa’ya mektup yazdım ki, müfreze göndersin. Gelip bizi teslim alsın” dedi. Ben ona, ‘Askerlerini öldürürsün’ diyordum. O da ‘olmaz’ diyor, beni teslime iknaya çalışıyordu. Bana ‘Olur ki affederler, sürgün ederler. Belki çıkış yolu bulunur. Bu yolda ise beş dakika geçmeden telef olursun. Neredeysen, müfreze gelir ateş eder’ diyordu. Beni kandırdı. Döndük. Müfrezeler geldi. Bizi ilk bulanlar Çarbühür askeriydi. Çarbühür’e döndürdüler. Bizi orada bir odaya indirdiler. O sırada Paşa bizi telefona istedi. Görüşüldü”
Binbaşı Kasım, Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde Şeyh Said’in savaşı sürdürmek üzere Nuh Bey’in yanına gitmek istediğini, bu gerçekleşmediği takdirde İran’a gitmeyi planladığını, onu yakalamak için oyalamaya, yolunu değiştirmeye, bir yandan da teslime ikna etmeye çalıştığını, bir ara teslim olmayı kabul etmişken yeniden caydığını söylüyor ve devam ediyordu:
Şeyh Said’in, gece teslim olmaktan caydığını duydum. Kendisiyle görüştüm ve bir saat boyunca konuştuk. Çarbühür’ü geçince, ilerde artık asker olmadığını, dolayısıyla kurtulduğunu, teslim olmayacağını söyledi. Tam Abdurrahman Paşa köprüsü üzerine gelmiştik. Şeyh Said atından inmişti. Atlılar nehirden geçiyorlardı. Geçmemelerini söyledim. Dinlemediler.
Kardeşim Reşit, akrabamdan Timur, Ahmet, Kargapazarlı Mehmet Reşit ve Şerifoğlu ile Halit’e hemen ateş açtırdım. Yüze yakın mermi atıldı. Atlıların hepsi kaçtı. Şeyh Said’in kısrağı da kaçmıştı. Şeyh Said’i, köprünün ayağı yanında yakaladık.  Şafak yeni açmıştı. Varto’ya gelmeyeceğini, istersem kendisini öldürebileceğimi söyledi.Gideceği cevabını verdim. Osman Paşa’ya tezkere yazarak ufak bir müfreze istedim.” 
Beroj.com’a tesekkürler

Hakkında saklibelgeler
turk ve dunya tarihinin yanlışları doğru olarak gösterdikleri birçok olayın hakiki yüzü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: