Erbakan : Milli Görüş Ekonomik Kalkınma ve Herkeze Refahı Nasıl Sağlayacak


Esselamu aleykum
Hepinizi hürmetle muhabbetle selamlıyorum.
Sevgiyle kucaklayarak bağrıma basıyorum.
Burası Ankara. Türkiye’mizin başkenti. Aynı zamanda bütün mazlumların başkenti. Ankara’nın en büyük üniversitelerinden birisi olan Bilkent Üniversitesinin en büyük konferans salonundayız. Koştunuz, hınca hınç Ankaralı kardeşlerimiz olarak bu salonu doldurdunuz. Bu gösterdiğiniz ilgiden dolayı elbette sözlerime başlarken hepinize kalpten teşekkürlerimi arz ediyorum. Salonumuzun büyük bir kısmını hanım kardeşlerimiz teşrif etmiş bulunmaktadırlar. Onlara da ayrıca saygılarımı hürmetlerimi sunuyorum ve salonumuzda oturacak yer olmadığı için ayakta takip etmek zorunda kalan pek çok genç evladımızı görüyorum. Gençlerimize de hususi olarak sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Kendilerini gözlerinden öpüp bağrıma basıyorum.
Görüyorsunuz salonumuza birçok televizyon kanallarının kıymetli mensupları teşrif etmişlerdir. Onlara hassaten teşekkürlerimi sunuyorum. Ve bazı kanallar bu tarihi konferansımızı milletimize canlı olarak yayınlamaktadırlar. Bu münasebetle televizyonları başında bizleri dinleyen bütün memleket evlatlarının hepsini aynı şekilde alınlarından öpüp bağrıma basıyorum. Hepsine selam ve saygılarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.
Sizleri selamlama vazifesini yaptıktan sonra elbette her zaman olduğu gibi sözlerimize Cenabı Allaha niyaz ederek, dua ederek başlayacağız. Türkiye konferansı adı altında vermekte olduğumuz bu konferanslarda 4 tane dua ile söze başlıyorum. Birincisi, 22 Temmuz seçimlerinin Türkiye’miz ve bütün insanlık için kurtuluş olması duasıdır. İkincisi bu büyük milletin aziz evlatları olarak bu salonda bulunan, televizyonları karşısında bizi dinleyen ve dinleme imkanı bulamamış olan 75 milyon memleket evladının hepsine yaşadığımız bu tarihi dönüm noktasında Türkiye’nin ve insanlığın kurtuluşu için üzerlerine düşen görevi yapmak üzere şu üç hafta içerisinde en hayırlı çalışmaları yapmalarını ve böylece üzerlerindeki mesuliyet karşısında yüz akıyla bu görevi yerine getirmiş kullardan olmamızı nasip kılmasını cenabı Hak’tan niyaz ediyorum. Üçüncü duam, 22 Temmuz’un Türkiye’miz için insanlık için kurtuluş günü olması bakımından Saadet Partimizin Milli Görüş’ün en büyük zaferle sonuçlanmasını cenabı Allah’tan niyaz ediyorum. Ve dördüncü duam, 75 milyon memleket evladı olarak hatta 6 milyarlık insanlık olarak cenabı Allah’tan bizlere hakkı hak olarak göstermesini, batılı batıl olarak göstermesini, hakkı tutmamızı ve batıldan kaçınmamızı nasip buyurmasını diliyorum. Allah hepinizden razı olsun.
Şimdi bu insani görevimizi ifa ettikten sonra mevzuumuza girebiliriz. Ne yapıyoruz? Bu salonda niçin toplandık? Yaptığımız iş nedir? ESAM tarafından tertiplenmiş olan Türkiye adlı konferanslar serisinin ikincisini yapıyoruz. Bu münasebetle elbette Türkiye’mize bugüne kadar 1969’dan beri takriben 40 yıla yakın bir zamandır Türkiye’ye en büyük hizmetleri yapmış olan, Türkiye’mizin en eski en kıymetli fikir kuruluşu olan ESAM’a onun kıymetli başkanına, bütün yöneticilerine huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Vatan ve millet için tüm bu hayırlı hizmetleri yapmaları münasebetiyle ve bu konferansları tertip ettikleri için hassaten teşekkür ediyorum. Allah kendilerinden razı olsun.
 
Bu konferansları niçin veriyoruz?
Çok aziz ve muhterem kardeşlerim, bu konferanslarımızı niçin veriyoruz? Bir; çünkü 3 hafta bile kalmadı 22 temmuz’da var, olmak yok olmak seçimini yaşayacağız. Bu seçimler bu kadar mühimdir. Elbette bu önem dolayısıyla vazifemizi yapmak mecburiyetindeyiz. İkincisi; bu seçimler bu kadar mühim olduğu içindir ki ırkçı emperyalizm, bizi İsrail’e vilayet yapmak isteyen dış güçler illa ne yapıp ne edip bu seçimde bir kere daha AKP’yi iş başına getirmek istiyorlar. Planlarını tamamına erdirebilmek için. “Manevi işgali yaptık ilk beş yılda. Şimdi bir kere daha getirelim ikinci beş yılda da maddi işgali tamamlayalım” diye çırpınıp duruyorlar. Ondan dolayıdır ki 75 milyon insanımızı narkozluyorlar. Nasıl bu seçimler Çanakkale savaşı kadar mühimse onlar da bu seçimde “illa Çanakkale’yi geçeceğiz” diye, Çanakkale’ye 400 tane gemi ile geldiler, şimdi 400 tane medya ile çalışıyorlar. Çanakkale’ye 600 bin askerle geldiler şimdi 600 bin konuşma yapıyorlar. Milleti aldatmak için, bu milleti, tarihin en şerefli milletini İsrail’e vilayet yapmak için. Milletimizi narkozlamaya çalışıyorlar. İşte seçim çok mühim olduğu için, onlar canhıraş bir şekilde çalıştıkları için, vatanını milletini seven insanlara da milletimizi uyandırmak, milletimizi kendi tarihi ve inancı ile mütenasip bir şekilde bu seçimde Saadet Partisi’ni iktidara getirmesi lazım geldiğini anlatmak ve vazifemizi ifa etmek için bu konferansları yapıyoruz. Nihayet bu konferansları yapmamızın çok önemli bir sebebi de bilhassa bütün bu işbirlikçiler AKP’nin 5 yıldır yapmış olduğu ekonomik yıkım, manevi tahribat ve dış politika faciasını ambalajlayıp millete yutturabilmek için her gün bin bir tane yalan uyduruyorlar. Çeşitli medyanın çeşitli makaleleriyle, çeşitli konuşmalarla, çuval dolusu samanla illa milleti aldatmaya çalışıyorlar. Bunlar karşısında milletimiz narkozlanmış, narkozlanmış olan bu milleti silkelemek, başını duvara vurmak, kendine gel demek vatan sevgisinin en doğal sonucudur. Bu vazifeyi yapmak için bu konferansları tertip ediyoruz.
İşte bu sebepten dolayı bu konferanslar tarihi önem taşımaktadır. Ve her inanan insanın şu önümüzdeki günlerde bütün gücüyle vatanımıza milletimize gerçekleri duyurması önemli bir vazifesi olduğu için bu memleketin bir evladı olarak aynı vazifeyi yapmak için bu konferansları yapıyoruz. Milli bir görev ifa ediyoruz. Bu konferansların manası budur.
Bunun için dört tane konferans tertip edilmiştir. Neden? Çünkü AKP ekonomik yıkım yaptı. Milletimize bu yıkım bir marifetmiş gibi yutturulmak isteniyor. Öyle yağma yok. Kimi aldatıyorsun bire ırkçı emperyalist. Her şeyi yıktın, yaktın bitirdin mahvettin, çökerttin hala ne yüzle karşımıza gelip konuşuyorsun. Bu gerçekleri millete göstermek elbette vatanını milletini seven herkesin vazifesidir. Onun için birinci konferansımızı ‘siz ekonomik bakımdan nasıl yıkım yaptınız? Nasıl bunu gerçekleştirdiniz? Memleketi ne hale getirdiniz?’ bunu anlatmak için yaptık.
Şimdi ikinci konferansımızda üzerimize düşen başka bir vazifeyi yapmak için bugün buradayız. Nedir o? “Efendim bunları tenkit ediyorsun ama ne yapalım 75 milyonluk bir ülke. Kazançlarımız yetmiyor, borç alacağız işte bunlarda gidip borç almışlar iyi kötü idare etmeye çalışıyorlar” Böyle idare olmaz. Bu idare etmek değil. Bu planlı bir şekildeHayim Nahum doktrinini uygulamak. Tarihin en şerefli milletini aç bırakıp, işsiz bırakıp, borca esir edip dininden uzaklaştırıp, İsrail’e vilayet yapmak için oynanan bir oyun. Bu beceriksizlik değil, planlı bir hareket. Elbette bu gerçeği milletimize göstermemiz vazifemiz. Birinci konferansımızda bunu gösterdik. Peki, “siz 23 Temmuz da Allahın izniyle geleceksiniz siz ne yapacaksınız, nasıl düzelteceksiniz? Bunları tenkit etmek kolay, bunlar yaktı yıktı bitirdi diyorsunuz ama siz bunu nasıl yapıp düzelteceksiniz?” diye sormak 75 milyon memleket evladının en doğal hakkıdır. Buna cevap vermekte bizim en önemli görevimizdir. Bu ikinci konferansta bu görevi ifa etmek istiyoruz.
Biz ne yapacağız da bu enkazı ortadan kaldıracağız, Yeniden Büyük Türkiye’yi kuracağız? Nasıl olacak da bu memleketin bütün evlatlarının duasını alacağız, nasıl olacak da ecdadımızın kurduğu yeni dünyayı kuracağız. Bugün bunu konuşmak için buradayız elhamdülillah.
Üçüncü konferansımızın mevzusu nedir? İnşallah İstanbul da, bir hafta sonra tekrar bir konferansımız var. Bu tarihi konferanslar serisinden o da AKP’nin geçmiş olduğumuz 5 sene içinde yaptığı manevi tahribat. Ne yaptı? Nasıl ülkeyi mahvetti. Ve şimdi 23 Temmuz da Saadet Partisi geldiği zaman Milli Görüş ne yapacakta manevi kalkınmayı, tam tersine yeniden bu millete milli ve manevi değerlerine bağlı çelikleşme hareketini gerçekleştirecek
Üçüncü konferansımızda bunu anlatacağız inşallah. Dördüncü konferansımızda ise AKP’nin 5 sene esnasında yapmış olduğu dış politikası faciasını anlatacağız. Kıbrıs’ı verdi, Irak’ı verdi oraya yalvardı, buraya yalvardı aman yarabbi Hatırlamak bile istemiyorum. Bu dış politika faciası, neler yaptı neler neler neler… Peki, siz geldiğiniz zaman 23 Temmuz’da ne yapacaksınız?
Bunları da anlatmak vazifemiz olduğu için dördüncü konferansta anlatacağız.
İşte bu dört konferans bir araya toplandığı zaman 75 milyon insan bilerek, inanarak, tek çare olan Saadet Partisi’ne, Milli Görüşe oyumuzu vermek suretiyle inşallah 22 Temmuz’u en mühim bayram günü yapacağız.
İşte Türkiye konferansları serisi altında 22 Temmuz 2007 seçimleri münasebetiyle vermekte olduğumuz konferanslarımızın esası budur, manası budur, mahiyeti budur. Bu konferanslar hakkında birkaç kelime ile şu açıklamayı da yapmak istiyorum. Bu konferanslar ilmi bir konferanstır bir. İkincisi bu konferanslar bir iddia konferansları değil ispat konferanslarıdır. Bizim metodumuz iddia değil. Bir takım lafları söyle söyle git. Ne güzel vakit geçirdik. Sonra fakir fukara ağlasın. Nasıl çözeceksin arkadaş? Senin işin nasıl çözüleceğine aklın eriyor mu ki bir defa konuşuyorsun. Ne konuşuyorsun? Şu konuşanlara söylememiz lazım gelen en mühim söz bu. Bana bak sen bir şey bilirmişsin gibi konuşuyorsun ama sen daha dişi çıkmamış çocuksun be, farkında değilsin.
Biz ne yapacağız? Biz yaptıklarımızı konuşacağız, yaptıklarımızı sadece yapacaklarımızı değil. Nasıl onları yaptıysak aynı şekilde şimdi yeniden büyük Türkiye’yi kuracağız, yeniden yapacağız. Bizim onlardan farkımız bu. Onlar yıktılar biz kaç kere yaptık, şimdi yeniden nasıl yapacağız, onu konuşacağız. Bu esasları belirttikten sonra bir kere daha hepinizi hürmetle muhabbetle selamlayarak şimdi asıl konumuzun içine geliyorum.
23 Temmuz sabahı Saadet Partisi inşallah en büyük parti olarak seçimden çıkacak. Ülkenin yönetimini devralacak. Önce neyi devralacağımızı biz çok iyi biliyoruz. Bunu bir kere daha tespit etmek istiyorum. Ne devralacağız? 1996–1997 yıllarında hükümette idik. Milli Görüş olarak. Dünya Siyonizm’i büyük İsrail’i kurmak için, kendi planlarını yürütmek için uğraşıyor. Baktı ki, Türkiye’de Refah Partisi olduğu için, bunu yapamayacağını anladı ve, her türlü entrikaya başvurdu, ortağımızı zayıf buldu, 50 kişiyi ayarttı, çevirdiği entrikalarla bu taklitçileri, bu işbirlikçileri iş başına getirtti. Bu işbirlikçileri önce ikişer üçer iş başına getirdi, olmadı olmadı olmadı. Alt alta koydu olmadı, üst üste koydu olmadı, yan yana koydu olmadı. Sonra AKP’yi bütün gücüyle destekleyerek en kuvvetli bir şekilde iş başına getirdi. 5 sene onu taşeron olarak kullandı. Ve böylece 10 senelik bir işbirlikçiler dönemi yaşadık. 10 sene içinde işbirlikçiler döneminde Türkiye ne hale getirildi. Bilhassa AKP, 5 sene de nasıl bir tahribat yaptı?
 
AKP neden getirildi?
Bunu ben bundan önceki konferansımızda size ifade ettim. Ve şu gerçeği ifa ettim. Bu yapılanlar beceriksizlik değil. Ne yaptıklarını zaten bilmiyorlar, kendileri de yapmıyorlar. IMF yapıyor. Başkalarına havale etmiş. O sadece at yarışı spikeri. Atın üzerinde değil, borsa düştü, borsa arttı, para değerlendi sadece bunları at yarışı spikeri gibi konuşuyor. Atın üzerinde kim var? Atın üzerinde IMF var. Bir defa ata binmek istedi yere düştü bir daha ata binmeye tövbe etti.
IMF ne yapıyor? IMF 5765 yıllık mikrop. Uuuu… Ne yapacağını öyle biliyor ki. Hin oğlu hin. Kaç ülkede tecrübe etmiş. O büyük İsrail’i kurmanın sevdasında. Öyleyse Hayim Nahum doktriniuygulayacak. Yani 75 milyon insanımızı aç bırakmak, işsiz bırakmak, borca esir etmek IMF’nin vazifesi. AB uyum komisyonun vazifesi de bu milleti dininden uzaklaştırmak. Herkes vazife taksimi yapmış, vazifesini yapıyor AKP de at yarışı spikerliği yapmak suretiyle 5 seneyi böylece doldurdu, Ülkeyi yaktı, yıktı, bitirdi. Ne yaptı AKP? Bunu geçen konferansta anlattık. Ben şimdi konferansı tekrar edecek değilim. Ama neyi teslim aldığımızı belirtmek için birkaç cümle ile AKP’nin Türkiye’yi ne hale getirdiğini anlatacağım.
Lütfen bir numaralı slayta bakınız. Şurada halkı görüyorsunuz. Kim bunlar? Esnaf, işçi, sanayici, varoştakiler, memurlar, köylüler, özürlüler, işsizler… Bu bizim halkımızı temsil ediyor. AKP iş başına getiril getirilmez kendisine emir verildi. Ekonomiyi IMF’ye teslim edeceksin. IMF ekonomiyi devraldı. Devraldığı zaman bu halkı 4 okla gösterilen istikamette 4 koldan soydu. İşsiz bırakmak, aç bırakmak, borca esir etmek için.
Birinci kol önce mevzuat hazırladı, bir eskalasyon kurdu Ondan sonrada bu AKP’yi muslukçu başı olarak getirdi, musluğu açtırdı milletin canını kanını emdi. Şu ok milletin emilişini gösteriyor A oku. Ondan sonra B oku bir takım borçlanma ve faiz hortumlarını koydu, böylece milleti soydu, sonra özelleştirme peşkeş ve aktarma adı altında milletin nesi var hepsini dış güçlere intikal ettirdi. Sonra da D ile gösterilmiş olan faiz ve vergilerle milleti aç işsiz ve borca esir hale getirdi. 4 koldan.
Öbür tabloya geçelim lütfen. Böyle yapmış olduğu soygundan bir yılda elde etmiş olduğu 200 milyar dolar, rasgele rakam söylemiyorum. Türkiye’nin milli geliri 400 milyar dolardır. Sadece bir yılda 200 milyar dolar dışarıya aktarılıyor. 40 milyar dolar değil ödediğimiz faiz, sıcak dövize gidiyor, ithalat ihracat farkı ile gidiyor, Merkez Bankasından gidiyor, özel firmalardan gidiyor, gidiyor gidiyor gidiyor… 200 milyar dolar. 4 koldan topluyor, bizim nasıl Milli Görüş havuzumuz varsa onların da rantiye havuzu var. Rantiye havuzunda topluyor. Bu havuzdan sonra kimler pay alıyor? Irkçı emperyalizm. Ne yapacak. Bizim paramızı alacak yarın gelecek bizi öldürecek, işgal edecek. Düşmanımıza para veriyoruz. Ne diyorum duyuyor musunuz? Uyan ey millet. Köy kahvesinde kasketli Ahmet Hala başka çare yok gideceğim ben dış güçlere oy vereceğim diyorsan ver banane. Ben sana anlatıyorum bak nereye oy veriyorsun. Verdiğin oyun mahiyeti ne? AKP’ye oy vermek Siyonizm’e oy vermek demektir, ben köle olmak istiyorum demektir, yok olmak istiyorum demektir. Sana bu gerçeği anlatıyorum. AKP’ye yanaşanlar pay alıyor, işbirlikçiler pay alıyor. AKP’nin yapmış olduğu tahribattan dolayı şu şehir varoşlarındaki 2 milyon köylünün, ektiği halde geçinemeyip göçeden insanların ızdıraplarını televizyonlarda görüyor musunuz?
Televizyon bunları gösteriyor mu hayır saklıyor. Çünkü bütün gücüyle AKP’yi tekrar iş başına getirecek onun davası var. Manevi işgal maddi işgalle tamamlanacak. O kötülükleri göstermeyecek ki bu zavallı millet hiç değilse bir defa daha aldansın. Ama bak ben sizin önünüze koyuyorum. İşte millet, işte soygun düzeni, işte rantiye havuzları, işte senin kanını emenler. Sen kanını emdirmek istiyorsan buyur. Ama ne olduğunu bil. Bilerek hareket et.
Öbür slayta geçelim lütfen. Bu iş nasıl yapıldı? IMF vasıtasıyla. Bak şimdi IMF geldiği zaman devlet içinde devlet kurdu. Üst kurullar kurdu. Bu kurmuş olduğu üst kurullar hükümete bağlı değil. Bunlar nereye bağlı? Bunlar IMF’ye bağlı. Hükümet bunlara karışmıyor. Kim bu üst kurullar; bak okuyorum. Radyo Televizyon Üst Kurulu, Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurulu, Hazine var ama Hazine işe karışmaz ha… BDDK her şeyi yürütür. Sermaye Piyasası Kurulu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu, Tütün Mamulleri Alkollü İçkileri Piyasasını Düzenleme Kurulu… Tarım Bakanı ne yapar? Seyreder at yarışı spikeri. Şeker Pancarı Üst Kurulu hay daaa… Tarım Bakanlığı ne yapar ya?… O uzaktan seyredermiş izlermiş. Bunların görevi izlemekmiş at yarışı spikerliği. Rekabet Kurumu, Telekomünikasyon Üst Kurulu, Kamu İhale Kurumu… Bak size 9 tane üst kurul saydım. Bu üst kurullara kimse dokunamaz ha. Bunları hükümet değiştiremez. Hukuken suç işlese dahi o suçu sabit oluncaya kadar dokunamazsın. Bunların dokunulmazlığı var. Neden kuruldu bunlar? Milli iradeyi devletin idaresinden ayırmak için. İkincisi bu milletin tabii çözümü, kalıcı çözümü Milli Görüş’tür. Bunu en iyi Siyonizm biliyor. Ne olacak Saadet Partisi iktidara gelecek bunu bildiği için hazır AKP’yi bulmuşken ben bu teşkilatı kurayım onlar geldiği zaman bir iş yapamasınlar. Onlar bana kurdurmazlar, şimdi kurayım onlara da bir şey yaptırmayayım diye bu kurulları kurdular.. İşte böyle, üst kurullar dediğimiz bu.
Faiz dışı fazla yapacaksın. Niçin Siyonizm’e faiz ödemek ve ona hizmet etmek için. Merkez Bankası özerkmiş. Özerk diyoruz ama aylık raporlar vasıtasıyla bütün talimatlar IMF’den geliyor. Hükümetten özerk, IMF’den özerk değil. Mali yönetim bütçe reformu yaptılar, devlet bütçeyi kontrol edemiyor. Kamu hizmeti tarif edildi kanun çıkardılar kamunun bütün hizmetlerini özel sektör yapacak diye, sembolik yardım aldatmacası yapıyor, kömür dağıtıyor şuna bak karikatür be. Adamın 5 litrelik kanının 4.5 litresini emmiş üç damlasını ağzına damlatıyor. Neymiş yardım yapıyormuş fakir fukaraya. Onu da AKP diye yapıyor, hükümetin parasıyla.
Milleti bankalara, bankaları da dışarıya borçlandırdı. Öbür taraftan DPT’yi tasfiye etti. Denetim teftiş kurullarını ortadan kaldırdı. Kalkınma ajansları diye Türkiye’yi 20 bölgeye ayırdı. Türkiye yi bölmek için her şeyi planlıyor, yarın parçalansın diye. Niye Hayim Nahum doktrine göre İsrail’e peşkeş çekmek için, Anadolu’da bağımsız bir devlet olmayacak. Siyonizm’in ana planı bu. Bu plandan dolayı Türkiye’nin parçalanması lazım. Şimdiden parçalayacağım diye bu ajansları kurmuş, bölgesel planlama yapıyor. Kendine göre eyaletlere ayırıyor Türkiye’yi.
Reel sektörü dışarıya borçlandırdı. Batsın buradaki bütün fabrikalar diye. Bunların borcunu ödemesi mümkün değil. Bizzat IMF’nin kendisi makale yazıyor Türkiye cehennemde diye. Neden? Reel sektör dışarıya borçlanmış. Kendisinin yaptığı ihracat bu borcu ödemeye yetmiyor sermayesi de borca yetmiyor, Bunların yarın hepsi iflas edecek. Siyonizm de bunu istiyor. AKP de zaten bunun için iş başına getirilmiş. Öbür taraftan yüksek reel faiz olacak, soyulacaksın. Düşük döviz kuru olacak her şey ithal edilecek, hiçbir şey Türkiye’de üretilmeyecek. Bu politikalarla neymiş enflasyon hedefliyormuş, çocuk aldatıyor. Hadi ordan hadi ordan
Sen nerden geldiğini belki unuttun amma 23 Temmuz’da nerden geldiğini sana göstereceğiz Allahın izniyle. Geldiğin yere seni iade etmek suretiyle. 
Şimdi geçen konferansta anlattığım için madde madde okumayacağım. Bu IMF, bu eskalasyonu kurdu. AKP’yi muslukçu başı olarak getirdi, emretti aç muslukları dedi açtı muslukları. Kanımız dışarıya aktı gitti. Meşhur sözümüzü unutmayın: Bakü-İskenderun-Hayfa boru hattı ile bütün varlıklarımız İsrail’e gidiyor Olmert-aracılar ve Tayyib Bey hattıyla da talimatlar dışardan geliyor. Böyle yönetiliyoruz. Onun için bu hale geldik. Bunun uygulaması olarak ne yapıldı?
Öbür şekle geçelim lütfen. Geçen sefer anlattım. Şuradaki, alttaki insan AKP’yi temsil ediyor. Tayyib beye benzetmişler. Ne diyor şimdi? Diyor ki; binamıza girişler arttı. Bir bakıyoruz neymiş giren… Sıcak döviz, ithalatmış. Yav bunlar bizi soymak için geliyorlar. Bunlardan bize ne Peki giriyor da ne oluyor? AKP asansörü bekliyor. İçine yükleniyor doğru rantiyecilere çıkıyor. Rantiyeciler de helikopterle bunları Siyonizm’e gönderiyor. Halbuki 23 Temmuz’da ne olacak? Her şey değişecek. Allah’ın verdiği nimetler servete dönüşecek Saadet Partisi asansöründe binecek. Bak Saadet Partisi asansörü özürlüye kapısı var buna veriyor. Dul yetime kapısı var AKP’nin kapısı yok. İşsize kapısı var, emekliye, çiftçi, işçi, memur, esnaf, sanayici bunlara verecek rantiyeye de bir lira verecek. Onun hakkını yemeyecek.
Öbür şekle geçelim lütfen. Bu iş nasıl oldu? 3 Kasım günü ey köy kahvesinde oturan kasketli Ahmet tekrar sana söylüyorum. Sen 3 Kasım günü ne yaptın biliyor musun? Herhalde bu AKP’ye oy vermem lazım diye Yahudi propagandalarına uydun gittin oyunu verdin. Yaptığın ne bak görüyor musun? Aşağıdaki kutunun içindesin sen, sırtına hortum bağlandı. 3 Kasım hortum bağlandı. Bu hortumu verdin IMF’nin eline, götürdü ırkçı emperyalistlerin cebine bastı. 5 sene yapılan iş bu. 4 tane dolar milyarderi 26’ya çıktı. Bu 26 kişinin serveti 75 milyonun bankadaki parasından daha çok. Hani bu AKP varoşların partisiydi, fakirlerin partisiydi? Bu ne uygulama ya. Sadece fakir fukarayı ezdi bağladı. Ama ben AKP’ye kabahat bulmuyorum haa. Neden? Sandalye hevesi var çocuğun. Hani 23 Nisan çocuk efendiler vardır ya, başbakan koltuğuna bir çocuk oturturlar. Meclis başkanlığına bir çocuk oturturlar. İşte ırkçı emperyalizmde fırsat bulmuş bu oyunu oynuyor. Bunları oturtmuş kabahat bunlarda değil. O çocuklarda bir kabahat olur mu ya. Nihayet çocuktur nereye oturtursan oturur. Kabahat kimde? Ey köy kahvesindeki kasketli kabahat sende. Sende. Sende. Benim işim seninle. Sen hangi milletin evladısın, hangi tarihin evladısın, hangi inancın evladısın? Sen oy vermek ne demek hala haberin yok mu? Futbol takımı tutar gibi sen Galatasaraylı ben Fenerbahçeliyim mi zannediyorsun bunu. Hayır iyi kötü idare meselesi de değil, var olma yok olma meselesi bu. Bu konferansları sana bunun için veriyorum. Seni bak duvara çarpıyorum ki kendine gelesin. Millet bir defa aldanır. Geçen sefer aldandın şimdi ağlıyorsun bir daha aldanırsan ki aldanmayacaksın, ben ona inanıyorum Allah vermesin gelecek seferde dövülecek dizin de kalmayacak. Tekrar ifade ediyorum. Haber veriyorum kendine gel. Bak ne yaptığını gör, bunu sen yaptın ey kasketli adam. Sen bağladın bu hortumları, o da düğmeye bastı rantiyenin cebine akıttı. İşte hadise budur.
 
AKP iflasını kokteylle örtmek istiyor
Şimdi muhterem arkadaşlarım. Böylece gördüğünüz gibi 5 yıl esnasında soyulduk. Aç bırakıldık, işsiz bırakıldık, borca esir edildik. IMF vasıtasıyla vermiş olduğu talimatlarla tamamen Türkiye köle haline getirildi. İnsanımız inim inim inliyor. Bu kadar mı? Hayır. IMF aynı zamanda tarımı yok etti, hayvancılığı yok etti, sanayiyi yok etti. Bundan başka üretim ihracat ve istihdamı tamamen engelledi. Türkiye’yi borç batağının içine soktu. Ödemeler dengesini içinden çıkılmaz hale getirdi. Türkiye’yi iflas ettirdi. Şu anda Türkiye iflas etmiş durumdadır. Şimdi bu seçimde AKP’yi seçmemek buna yapılacak en büyük iyiliktir. Çünkü bunu temizlemesi mümkün değil. Geçen konferansta söyledim. Şu anda 200 milyar dolar faiz ödeniyor. 5 sene sonra bunların politikası ile 425 milyar dolar ödenecek. Yani milli gelir bile buna yetmeyecek. Döndüremeyecek bu çarkı. Satacak bir şeyde kalmadı. Ciğerimize varıncaya kadar sattı. Dağımızı taşımızı sattı. Satacak bir şeyde yok. Deniz bitti. E peki AKP çıkmış meydanlara bayraklarla hala halkı aldatmaya çalışıyor. Geçen konferansta söyledim bunun manası bir tüccar iflas etmiş, iflas ettiğini gizlemek için kokteyl veriyor. AKP’nin şu anda yapmış olduğu seçim manzarası budur.
Çok aziz ve muhterem kardeşlerim
AKP, bütün bunlar vasıtasıyla sadece insanlarımızı ezmekle kalmadı. Aynı zamanda AKP alet edilmek suretiyle, soygun düzenleri kurulduğu gibi, borç dayanılmaz hale getirildi. Dış ticaret açığı, dayanılmaz hale getirildi. Ve bir takım kısır döngüler içinden çıkılmaz hale getirildi.
Bunları geçen konferansta anlattığım için tekrar anlatmıyorum. Elimizde hiçbir milli müessesemiz kalmadı. Milli Görüş ne yaptıysa fabrika olarak Anadolu’da, işbirlikçiler ve AKP bunların hepsini sattı. Yabancı sermaye geliyor diye adam aldatıyor, yabancı sermaye seni soymaya geliyor. En büyük faiz Türkiye’de, en büyük avantaj burada, seni bulmuşlar, seni soymaya geliyorlar. Bunun övünülecek nesi var? Bizim eve çok hırsız giriyor diye sevinilir mi? Bundan başka geçtiğimiz konferansta IMF politikaları ile Türkiye’nin nasıl işsiz, aç bırakıldığını ve borca esir edildiğini gösterdik. İşsizlik hat safhada, tarım yok edilmiş. Çiftçinin gelir kaybı yüzde 40, çalışanlar emeğinin karşılığını alamıyor. Suni ekonomik büyümeden memur ve emekli pay alamıyor. Asgari ücret olması gereken değerinin çok altında. Yoksul ve açlar süratle artıyor. Gelir dağılımı adaletsizliği dayanılmaz boyutlara ulaşmış. 4 yılda 75 milyon insan ezilmiş, sadece 16 bin tane rantiyeci servetini yüzde 300 artırmış ve 4 tane dolar milyarderi 26’ya çıkmış. Böylece ekonomi perişan edilmiştir. 13 Haziran 2003’te işe başlarken bunlar güven oyu aldılar, kolları sıvadılar. O esnada kendisine yapmış olduğumuz tavsiyelerin hiç birisini tutmadı. Hepsinin tersine gitti ve Türkiye’yi 5 sene içerisinde batırdı. Şimdi sonuç nedir, biz ne teslim alıyoruz? Onların resmi rakamları ile söylüyorum. 6 milyon işsiz, 15 milyon aç, 50milyon fakir, buna mukabil 26 tane dolar milyarderi. İşte teslim aldığımız budur. Ne zaman 23 temmuz da inşallah.
“Peki Hocam bunları alacaksınız da nasıl bu işi kurtaracaksınız?” Şu söylediğiniz tablodan bu millet nasıl kurtulup da güçlenecek. Keşke bu suali her gün sen bana sorsan. Bana bak arkadaş Cenabı Allaha sığınarak söylüyorum her kesin bir ihtisası vardır, bizim de ihtisasımız budur haberin olsun.
Öbürleri batırır biz yaparız Allahın izniyle. Bakın nasıl düzelteceğiz? Size bir şey söyleyeceğim. Ben 1952 yılında Almanya’da doktoramı yaptım. Harpten sonra Almanya’ya gidip ilk doktorasını yapanlardan birisiyim. Achen Üniversitesi’nde doktoramı yaptığım zaman üniversitede büyük bir olay oldu. Çünkü doktora gerçekten çok parlak bir çalışma mahsulüydü. Bütün üniversite çalkalandı. Burada adet, doktoranın şifahi imtihanı yapıldıktan sonra bir kutlama akşamı yapılıyor. Bu kutlama akşamına bütün profesörler geliyorlar. Geldiler profesörler bizi meth ede ede bitiremiyorlar. “Efendim teziniz hakkında bilgi sahibi olduk, tebrik ederiz hepimiz bundan istifade edeceğiz” Bir tane profesör çıktı dedi ki “ben neden Türkçe öğrenmediğime, neden Türk üniversitelerinin yayınlarını takip etmediğime bu tez hakkında duyduklarımdan sonra çok üzüldüm. Çünkü Türkiye’de bu kadar kıymetli çalışmalar yapıldığına göre biz bunlardan istifade etmeliyiz.
Ne zaman oluyor bu iş? 1952’de. O akşam ben ona ne dedim biliyor musunuz. Kendisine dedim ki fazla üzülmeyin, ne yazık ki Türkiye’de sizin takip edeceğiniz fazla ilmi kitaplarımız yok. Amma sakın ha ben böyle söyledim diye, biz Almanlar akıllıyız, siz akılsızsınız, sizin kitabınız onun için yok, bizim kitabınız var zannetmeyin ha. Neden sizde bu kitaplar var biz de yok biliyor musunuz? O akşam yaptığım konuşmayı söylüyorum, 50 sene evvel yaptım ben bu konuşmayı. Ne dedim onlara biliyor musunuz Türkiye’nin şerefini korumak için. Dedim ki bak siz de 70 milyonsunuz biz de 70 milyonuz. Her ülkede başarılı insanlar vardır, başarısız insanlar vardır. Sizde var, bizde yok, neden? Bunun sebebini söyleyeyim mi, sadece sıra değişikliği. Ne demek bu, sizde de iş yapan insanlar var, bozan insanlar var. Takdiri ilahi, sizde önce biri geliyor bozuyor sonra biri geliyor yapıyor. Bakıyorsunuz ki yapılmış. Bizde ise takdiri ilahi tersine. Biri geliyor bir işi yapıyor, sonra geliyor biri bozuyor, bir de bakıyoruz ki bozulmuş. Şimdi ben bunu 50 sene evvel söyledim ya 50 seneden beri ben bunu yaşıyorum. Gelip gelip yapıyorum, bakıyorum arkamdan biri gelmiş bozmuş.
Bak kaç kere biz bu işi yaptık. Neden biz bu işin ustası olduk. Birinci yapışımız Kıbrıs Barış Harekatı’nın arkasındandır. Şu grafiğe bakın. 1973’te 2,83 olan petrol fiyatı 10,41’e çıkmış. Bir de bize üstelik ambargo uygulamışlar. Biz de hükümetteyiz. Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmışız, bütün dünya karşımızda, ambargo koymuşlar ve petrolün fiyatı da gördüğünüz üzere 4 misli artmış. Bende Ekonomik Kurul Başkanı’yım, hiçbir sarsıntı hissettiniz mi? Nasıl oldu da biz, petrol fiyatları dört katına çıktığı halde, ambargo kararlarına rağmen biz milletimize hissettirmeden bunu gerçekleştirdik. İşte bu ustalıktır.
 İkinci defa 1977 yılında yaptık. Biz Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından petroldeki artışları ekonomiyi hissettirmemekle kalmadık, dedik ki; Kıbrıs Zaferini şimdi iktisadi zaferlerle devam ettireceğiz. Şimdi ağır sanayi hamlesini başlattık, milli imkanlarımızla ülkede büyük sanayi hamlesini yürüttük. 1975, 76 ve 77 yıllarında. Bu kalkınma hamlesi için her türlü projemizi hazırladığımız zaman ABD CIA Başkanı Clifford Türkiye’ye geldi. Şubat 77’de sabah kahvaltısını Sayın Ecevit, öğlen yemeğini Demirel’le yedi. Biz Demirel’le hükümetteyiz. O gün ben radyodan duyuyorum ki seçimler erkene alınmış. Sayın Demirel’e dedim ki, ‘yahu bunu Clifford’la mı tayin ediyorsunuz, yoksa bizimle mi? Clifford mu sizin ortağınız?’ “Efendim seçimlerin öne alınması iyi olur” dedi. Ben de olur dedim.
 Hımmmmmm…Niye öne alınıyor. Ağır sanayi hamlesi dursun ve MSP’siz hükümet kurulsun. Clifford’un arzusu bu. Onun için Amerika’dan gelmiş, bunlarla konuşmuş, seçimler öne alınmış. Seçimler Ekim ayında olacağına 5 Haziran’da yapılmış. Olabilir. Açın bakın, 77 Şubat’ından Haziran’ına kadar bütün işbirlikçi gazeteler, yamyam dansı gibi, hepsinin manşeti “MSP’siz hükümet, MSP’siz Hükümet” olmuştur. Ama buna rağmen 5 Haziran seçimlerinde bu millet MSP’nin oylarını arttırdı yeniden hükümet yaptı. Yeniden geldik. Şimdi gelince ben yine Ekonomik Kurul Başkanı’yım. Sayın Demirel dedi ki; “Sayın Erbakan siz ekonomik kurul başkanısınız”
Eeee. Geldik ama ortada para kalmamış. Niye kalmamış? biz Ağır Sanayi’nin paralarını ayırmıştık.
Çünkü seçim esnasında seçim ekonomisi uygulayarak kimseye haber vermeden Maliye Bakanı’nın yetkisini kullanarak bunlar paraları ona, buna dağıtmışlar. Bütün biriktirdiğimiz paralar harcanmış, tamtakır, sıfır Hazine ile işe başladık. Ne zaman? 5 Haziran seçimlerinin arkasından. Ne olacakmış “Sen Ekonomik Kurul Başkanı’sınya parayı bulursan bulursun, yoksa biz IMF’ye teslim olacağız.”
Biz tam 22 gün 22 gece 44 tane umum müdürle yüksek planlama toplantısı yaptık. Acil, orta ve uzun vade planlarımızı yaptık. Gece gündüz çalıştık. Biz Allah’ın izniyle İstiklal Harbi’ni yapan ecdadın evlatlarıyız. Çanakkale Harbi’ni yapan ecdadın evladıyız. Öyle düşmana teslim olmayız. Milli Görüş tekeden bile süt çıkartır. IMF’ye teslim olmayız. 7 Eylül günü Milli Ekonomi kararnamesini neşrettik, IMF’ye teslim olmayacağız diye. 2 ay içerisinde parayı yeniden topladık. 29 Ekim Cumhuriyet bayramında Afyon Şeker Fabrikasını ve makine fabrikasını hizmete açarak ağır sanayi hamlemizi yeniden başlattık. 
Eee.. her şey bitmişti ,hiçbir dövizimiz kalmamıştı üstelik ağır sanayi hamlesi yapıyorlar diye bize ambargo koymuşlardı. Nasıl oldu? İşte biz bu işlerin ustasıyız Allah’ın lüftuyla. 
İki ayın içerisinde 29 Ekim’den yılbaşına kadar 70 tane fabrikayı bitirdik, hizmete açtık. Ağır Sanayi Hamlesi 200 fabrikalık bir tesisti. 70 tanesini 2 ayda bitirdik. Borçla vergiyle zamla değil, kendi paramızla. Yaptıkda ne oldu. Tabi ırkçı emparyalizm durmaz. Güneş Motel oyununu oynadı. Ortağımız çürük çıktı. 12 kişiyi öbür partiye geçirdiler. Bakan yaptılar. Böylece Meclis’de çoğunluğumuz kalmadı.
Bu oyunlara çok alışkınız. Onlar nasıl ustalaşıyorsa Allah’ın lütfuyla bizde ustalaşıyoruz. Haber veriyorum şimdiden, bu sefer geldiğimiz zaman aynı oyunları yapamayacaksınız. Yapamayacaksınız aynı oyunları. Siz ustalaştığınız kadar bizde ustalaşıyoruz Allah’ın yardımıyla. Çünkü Allah bizimle beraber.
Ne söyledim ben şimdi size? Kıbrıs zaferinin ardından biz yıkılmış bir ekonomiyi ayağa kaldırdık Allah’ın lütfuyla. Clifford’un gelip seçimleri 5 ay öne almasıyla birlikte Hazine’deki her şeyin oraya buraya dağıtılmasına rağmen, üzerimizde ambargo olmasına rağmen yeniden iki ayda Türkiye’yi toparladık Allah’ın izniyle, 1977’de. Etti iki.
Sonra 1996’da iktidara geldiğimiz zaman Türkiye’nin hali bugünkünden farklı değildi. 54’üncü hükümet zamanında da Türkiye’yi üçüncü bir kez daha kurtardık. Ve efsane bir hükümet dönemi yaşandı.
Şimdi inşallah 23 Temmuz’dan itibaren dördüncü ustalığımız başlayacak. Tıpkı Mimar Sinan gibi. Mimar Sinan Üsküdar’daki camiyi çıraklığında yaptı. Kalfalığında Süleymaniye’yi yaptı. Selimiye’yi ustalığında yaptı. Şimdi 23 Temmuz’da ustalığa geliyoruz Allah’ın izniyle.
Şimdi kendi kendime soruyorum, “Bana bak.. Yaptık ettik deyip duruyorsun nedir şu yaptıkların Allah aşkına?” Uzun uzun anlatacak değilim. Size sadece ağır sanayi hamlemizde yaptıklarımızı birkaç cümleyle özetleyeceğim.
Biz Yeniden Büyük Türkiye’yi kurmak için ağır sanayi hamlesini başlattık. Türkiye’yi lider ülke yapmak için. Neymiş bu ağır sanayi hamlesi? Hiç yoktan, borç alarak değil, kendi paramızla, milli imkanlarımızla bu büyük tarihi hamleyi başardık.
Bakın Ağır Sanayi Hamlesi nedir? size levhalarla söyleyeyim:
Ağır Sanayi Hamlesi’nin 5 bölümü. Yani ağır sanayi hamlesi 5 bölümden teşekkül ediyor.
Birinci; Zaruri İhtiyaç maddelerini karşılayan büyük sanayi tesisleri.
13 Tane şeker fabrikası. Bir tane değil 13 tane.
18 çimento fabrikası. Kim konuşuyor Milli Görüş konuşuyor. Milli Görüş konuştu mu böyle konuşur.
12 tane gübre fabrikası.
6 tane kağıt fabrikası.
28 tane Sümerbank fabrikası. Bunlar 28 taneyi sattılar. Biz 28 taneyi yaptık.
2 tane nebati yağ fabrikası.
Et kombinası 27 tane. Ve filtresiz sigara 7 tane.
Ne yaptı bu ihtiyaç maddelerini karşılayacak fabrikalar; 113 tane yaptı.
Ağır sanayi deyince bunu gözden düşürmek için ağır kelimesini hantal diye tercüme etmeye kalkıyor ırkçı emperyalist.
Bana bak çocuk mu aldatıyorsun. Ne hantalı be. Hantal sensin be. Ağır sanayi demek fabrikalar yapan fabrika demek. Senin canına okumak demek. Sende makine almaya mecbur olmamak demek. Bağımsız olmak demek. Lider ülke olmak demek.
Nasıl lider ülke olacak mışız? Bak fabrika kuran fabrika olarak 7 tane demir çelik, 32 tane makine kimya’nın ağır makine fabrikası. Ne konuşuyorum ben? Ben merihten gelmişim. Tümosan motor ve makine sanayi 13 tane. Taksan 4 tane. Temsan 12 tane, Tüsaş 1 tane. Tersane 2 tane. Ziraat Makineleri sanayi 3 tane. Kaç tane yaptı bu makine fabrikası? 74 tane.
113 tane ihtiyaç karşılayan fabrika, 74 tanede makine fabrikası.
4 Tane de ağır harp sanayi fabrikası;
Tank fabrikası
Top fabrikası
Roket Fabrikası,
Harp gemisi fabrikası.
Neden bahsediyorum ben size; 74-78’de yürüttüğümüz ağır sanayi hamlesinden bahsediyorum.
Elektronik sanayi Testaş 2 tane. Telesan’ı kurduk.
Yaygın sanayi kuruluşları DESİAB’ı kurduk. Avrupa’daki işçilerimizin parası heba olmasın, devlet bankası olarak bunlar nemalandırılsın dedik. Fikri görüyor musun sen. O yolda yürümedikleri için insanlarımızın nasıl canı yandı gördünüz. Biz DESİAB’ı kurduk. İşçilerimizin paralarını devlet kontrolünde nemalandıralım diye.
Organize sanayi bölgesi 63 tane. Küçük sanayi sitesi 250 tane.
Büyük enerji tesisleri iki tane Atom Santrali. Neden? Atom santrali iki tane olursa ikincisi yüzde 50 daha ucuza mal oluyor da ondan. Hidroelektrik santralleri 17 tane. Termik santraller 7 tane. Rafineriler 3 tane toplam 29 tane.
Büyük madencilik tesisleri; 26 tane cevher çıkartma tesisi, 2 tane cevher zenginleştirme, bir tane izabe tesisi.
Büyük sulama tesisleri: 46 tane baraj. Bir grup sayıyoruz hepsini, her yıl 100 tane gölet. 1000 tane derin kuyu pompası.
Büyük ulaştırma tesisleri; Otoyol projeleri. Bölünmüş yol projeleri, hızlı tren, hava meydanı ve liman projeleri.
Ağır sanayi hamlesi aslında 629 tane büyük tesisi ihtiva ediyor. Bunların içerisinde fabrika kuran fabrika olarak adlandırdığımız bölüm, enerji ve madencilik tesisleri 200 tanedir. Onun için biz konuşurken sembolik olarak 200 büyük ağır sanayi tesisi diye kullanıyoruz.
Bunlar nedir biliyor musunuz? Şu ağır sanayi haritası Türkiye’yi görüyor musun? İşte bu Milli Görüş’ün Türkiye’sidir. Dikkatlerinizi çekerim. Türkiye’nin geri kalmış bölgeleri Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya bakın. Her tarafını nasıl fabrikalarda doldurmuşuz. Biz bu fabrikaları kurduk. 200 tane tesis budur. Bunların hepsini kurduk, şimdi bunlar geldiler, sattılar. Diyarbakır’ın üzerinden helikopterle geçiyorum. Kale’nin arkamsıda binlerce insan boş dolaşıyor. Şöyle bir düşünüyorum, yahu burası 1.5 milyon nüfuslu bir şehir oldu. Ne ile yaşayacak
 Bu insanlar? Kurduğumuz bütün fabrikaların hepsi yok edildi. Tarımda ekerse daha çok zarar ediyor. Siz çıkartıyorsunuz bunları dağa siz siz..Bir tane tesisimizi bırakmadınız.
Bu ne biliyor musun? O fabrikaların mallarını taşımak içinde böyle bir otoyol şebekesi lazım Türkiye’ye. Şu tabloda 8 bin kilometre otoyol var. Bu otoyollar için biz İtalyanlarla anlaşma yaptık. Ağrı sanayi içinde ayrıca 1 milyar dolarlık anlaşma yaptık. Bu otoyollar 15 senede yapılacak, maliyeti 15 senede bunun üzerindeki otellerin, lokantaların normal dünya fiyatından işletmesini yapmak suretiyle ödenecek. Bir kuruş ödemeyeceğiz biz. Böyle bir anlaşma yaptık. Ne zaman 1977’de. Bu 15 sene 1992’de bitti. 1992 yılına geldiğimiz zaman bütün bu otoyolların sahibi olmuş olacaktık. Paraları da ödenmiş olacaktı. Maalesef o zamanki ortaklarımız çeşitli bahaneler buldular, efendim bu Selamet Partisi’nin işine yarar, bunlar bunları yaparlarsa seçimlerde bunların önünde duramayız. Seçimden sonra bunları konuşalım gibi bir takım bahanelerle karşılaştık ve maalesef bu büyük kalkınma hamlesinden mahrum kaldık. Bu otoyollar çoktan yapılmış olacaktı. İşte bu tesisleri biz bir kuruş borç almadan bir kuruş vergi koymadan ve bir kuruş zam yapmadan bu tesisleri yaptık.
Nasıl yaptık? 1977 yılının bütçesine bakın, 244 milyar dolar tutar ağır sanayi hamlesi. 15 milyar dolardır bu 200 tesis. Bunu bir defa vereceksiniz, her sene 100 milyar dolarlık milli gelirinize 5 milyar dolar ilave edilecek. 15 milyar doları üç senede geri alıyorsunuz dikkat edin. Muazzam bir kalkınma hamlesi.
Geçen gün ismi lazım değil kıymetli bir gazeteci arkadaşımız Çin’e gitmiş. Çin deki bu büyük kalkınma hamlesini görmüş döner dönmez yana yakıla benden randevu istiyor. Buyur gel bakalım dedik. Dedi ki 20 gün Çin’i dolaştım, hep sizinle beraberdim.
Hayırdır inşallah. “Çünkü Çin de yapılan büyük kalkınmayı gördüm. Sizin ağır sanayide ne yapmak istediğinizi orda gözümle görerek anladım. Sizinle dolaşmamın sebebi buydu. Sizin söylediklerinizi Çin şimdi yaptı. Ve böylece dünyanın devi oluyor. Eğer siz 7 sene iktidarda kalıp bu ağır sanayi hamlesini tamamlamış olsaydınız, kim bilir biz bugün nasıl bir dev olacaktık. Bunu gazeteci arkadaşımız söylüyor. Kaldı ki 1977 yılından bugüne kadar 30 sene geçti. 7’şer seneden 30 seneni içerisinde 4’den fazla ağır sanayi hamlesi yapılırdı. 4 tane 200 tane tesisi düşünün 800 tesis yapar. 80 tane il olduğuna göre her ilinize 10 tane muazzam tesis kurmuşsunuz. Türkiye’yi bir düşünün. Bugün böyle bir Türkiye olacaktık. Demin söylediğim gibi yapanlar geliyor, takdiri ilahi arkadan bozanlar geliyor. Bir de bakıyorsun ki bozulmuş. Diyarbakır’daki bütün fabrikalar kapanmış şu anda.
Çok aziz ve Muhterem Kardeşlerim…
Şimdi birkaç cümleyle de 54’üncü hükümet döneminde ne yaptık? Önce, bir defa dört şey yaptık. İlk yaptığımız iş çökmüş olan ekonomiyi atılım haline getirdik. İkincisi yeni bir saadet dünyası kurmak üzere D-8’leri kurduk. Üçüncüsü manevi kalkınma hamlesi yaptık. Dördüncüsü Yeniden Büyük Türkiye projelerini hazırladık, tatbikata geçirecek noktaya getirdik.
Atılımı nasıl yaptık? Çökmüş bir Türkiye’yi teslim aldık ve hemen besmeleyi çektik. Herkese refah, milli ekonomi, rant ekonomisinden reel ekonomiye geçiş. Milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınma. Üretim istihdam ve ihracat seferberliği programlarını uygulamaya koyduk. Böylece 50 milyar dolarlık bütçeye 6 ayda 35 milyar dolar ilave ettik. Bir kuruş zam yapmadan, borç almadan vergi koymadan. Neyle yaptınız bunu? Bak neyle yaptığımızı gösteriyorum, işaret ediyorum. Kalple yaptık. İnançla yaptık.
Nasıl oldu bu iş yahu? Önce bir defa havuz sistemini kurduk. Havuz sistemi neymiş? Devlet bütçesini üçer aylık dilimler halinde 10 bin devlet dairesine dağıtıyor. 1996 yılından bahsediyorum. Yılbaşında bütçeyi yapmış dağıtmış. 10 bin tane devlet kuruluşu devletin bütçesinden aldığı parayı götürmüş özel bankalara o günkü rakamla söylüyorum yüzde 40 faizle vermiş. Sonra o özel bankalar devletin kendi parasını devlete yüzde 150 faizle borç veriyor. Devlet yüzde 150 faizle borçlanıyor. Böyle teslim aldık biz devleti. Bugün nasıl her şey faize gidiyorsa o günde her şey faize gidiyordu. Biz bunları çok tecrübe ettik.
Ne yaptık, bir düdük çaldık, dedik ki Milli Görüş gelmiştir. Ne olacak? Milletin parası millete verilecek. Nasıl verilecek? 10 bin tane dairenin paraları özel bankada durmayacak devlet bankasında duracak. Getirin bakalım paralarınızı devlet bankasına. Niye ben kendi paramı yüzde 150 faizle alayım. Paraları getirdiler. Bir ay sürdü elektronik hazırlığımız. 10 bin devlet dairesinin her an parasını bir merkezden takip etmek büyük bir olaydır. Biz bir ay uzman arkadaşlarımız gece gündüz çalışarak bunu gerçekleştirdik. O günü hatırlıyorum; devlet bakanımız Fehim Adak beydi. Rakamlar geldi önümüze bir de baktık ki; uuuuu yahu Fehim biz ne kadar zenginmişiz yahu? Bu kadar parayı nasıl harcayacağız? İzmir’de TEDAŞ elektrik parası toplamış götürmüş özel bankaya koymuş düşük faizle. Elazığ’da karayolları bana para lazım diyor. Burada TEDAŞ’ın parası duruyor özel bankada, devlet gidiyor yüzde 40’la vermiş olduğu parayı yüzde 150 ile alıp Elazığ’a gönderiyor. Bu nasıl soygun yahu?
Ne olacak? Derhal havuz sisteminde toplanacak. Ve özel bankalara bunlar verilmeyecek.
Bunları konuşması kolay..Bak biz Trona tesislerini Beypazarı’nda açtık. Bor madenlerini değerlendirmek için. Arkadaşlarıma çok defa anlattım. Bu Trona tesislerini açarken, karşıdaki dağa çeşitli barutlar yerleştirilmiş, burada da elimizde manyeto var. Bu manyetoya basıyorum şu tepeden mavi dumanlar çıkıyor. Merasim yapıyoruz, açılış merasimi. Bu manyetoya basıyorum buradaki tepeden sarı dumanlar çıkıyor. Buna basıyorum kırmızı duman çıkıyor. Muhteşem bir manzara. 10 binlerce insan kendi Trona madenlerimizi kendimiz işleyerek 10 misli yüz misli daha yüksek fiyattan satacağız. Bak ben Havuz sistemini kurdum ya. Havuz sistemi bir takım rantiyecilerin işine gelmedi. Niye? Adam yüzde 40’la alıp yüzde 150 faizle verirken bu yağlı kazancı kaybetti. Bunun manası demin anlattığım olayla alakası ne? Ben manyeto’ya basıyordum ya, karşıdan duman çıkıyordu ya, işte ben başbakanken havuz sistemini kurduğum zaman manyetoya bastım, o manyetonun kablosu dolaşıyor ırkçı emperyalizmin üzerinden benim oturduğum sandalyenin altındaki bombayı patlatıyor onu anlatıyorum size. Bunları yapmak kolay iş değil. Bu inanç ister, inanç inanç… Ve tabii tecrübe ister. Böylece havuz sistemini kurunca ne oldu şimdi? Biz borç almadık, almayınca yıllık planda 24 milyar faiz ödenecekti, bizden önce 14 milyar ödenmiş, biz faiz ödemedik. 10 milyar dolar faizden kurtardık. 10 milyar dolar… Yaptığımızı konuşuyorum yapacağımızı değil. Sonra arkasından 10 milyar dolar kaynak paketleri. Neymiş bu kaynak paketi? Ziraat bankası umum müdürünü çağırdık, gel bakayım buraya. Sen 40 milyon köylüye hizmet eden bir kuruluşsun. Ne kadar rezervin var; 27 milyar dolar. Nerede duruyor bu paran? Efendim bize emir verdiler, Avrupalılar bizi zengin zannetsin diye Avrupa’da durmak üzere talimat var. Onun için dış ülkelere gönderdik. Yahu köylünün parasının dışarıda ne işi var, deli misiniz siz. Emir böyleydi efendim, gönderdik. Onlar ne yaptılar, İngiltere’de şubemiz vardı oraya gönderdik. Avrupa bankaları bu büyük meblağlara faiz vermiyor, üstelik koruma parası istiyor. Bir Türk bankası vardı o yüzde 5 vereyim dedi ona verdik. Sonra o Türk bankası ne yaptı? Yüzde 5 ile aldığı parayı getirdi yüzde 150 ile verdi. Devlet kendi parasını yüzde 5 ile veriyor yüzde 150 ile alıyor. Getirin derhal bu rezervlerin hepsini Türkiye’ye dedik. Bir sene muharebe ettik bürokrasiyle. Niye efendim her ne kadar biz 27 milyar dolar var demiştik ama şu kadarı şu sebepten dolayı bloke edilmiş. Şöyle deyin derhal kurtarın. Bunu kendileri yapmaları lazım gelirken, bürokrasisinin özelliği bu, siz kovalayacaksınız. Bir senede bu paraları getittirdik. Ve sonra tabi bu köylünün hizmetine kondu. Biz bu kaynak paketlerinden 13 milyar dolar para elde ettik. Halka hizmet etmek için.
KİT’ler hep zarar ediyor. Mahsus zarar ettiriliyor, yabancılara ucuza satılsın diye. Kar ettiren müdür oldu mu değiştiriliyor. Bunlar hep delilleriyle sabit olaylar. Biz ne yaptık? Her sene 5 milyar dolar zarar eden KİT’leri 2 milyar dolar kara geçirdik. 7 milyar dolarda oradan elde ettik. 10 milyar faizden 13 milyar kaynak paketlerinden, 7 milyar KİT’lerden…Onların zamanında zarar eden KİT’ler, bizim zamanımızda kara geçti. Neden? At sahibine göre kişniyor da onun için. Biz geldiğimiz zaman değişiyor. Şimdi bu 30 milyar doları aldık ne yaptık? Biz 28 Haziran günü işe başladık 1 temmuz günü memur katsayısının tayin günüdür. 2 günlük hükümetken besmeleyi çektik ne yaptık biliyorsunuz, Ya Allah dedik yüzde 50 zam ile başladık. Sonra bu kaynak paketlerinin paralarını toplayınca zaten çok zengin olduk, yılbaşında bir yüzde 30 daha verdik. Sonra yüzde 25 daha verdik. Böylece 100 alan memur 250 almaya başladı.
Sadece memura mı verdik biz? Bakın 182 dolar olan asgari ücreti 210 dolara çıkarttık bu yüzde 100 artış demektir, Türk lirası olarak. 53 milyon lira olan giydirilmiş ortalama aylık ücreti, 108 milyona çıkarttık. Yüzde 100 zam hep veriyoruz. Bundan başka işçi emeklilerinin maaşları yüzde 100 arttı. Bağkur emeklisi yüzde 300 arttırıldı. Memur emeklisi yüzde 216 arttırıldı. Fakir fukara fonunu faize veriyorlardı, fakir fukaraya verdik hepsinin duasını aldık. Tarım bakanlığı bütçesini yüzde 89 arttırdık. Tarımsal desteklemeye 38 trilyon ayrılmıştı, biz 65, sene sonunda da 95 trilyon verdik. Toprak mahsulleri ofisi köylüden 43 trilyonluk mal alıyordu 136 trilyona çıkarttık. Yüzde 312 arttırdık. Ne diyorum duyuyor musunuz? Üç mislini verdik. Üç mislini…
145 milyon dolarlık hububat alınırken, 330 milyon dolarlık hububat aldık. Şu tabloya bir bakar mısınız? Pancar yüzde 189 arttırılmış, buğday yüzde 282 arttırılmış, tütün yüzde 207 arttırılmış, kabuklu fındık yüzde 468 arttırılmış. Ne diyorum ben? Şimdi bunlara yüzde 5-10 arttır dediğin zaman ödleri patlıyor. IMF ağabeyleri müsaade etmiyor. Biz ne yapmışız, şurda yüzde 100’den aşağı bir artış var mı. Şu bereketi görmüyor musunuz?
Yaptıklarımızı anlatıyorum yaptıklarımızı…Yüzde 100’den aşağı zam yok ortada?
Tarıma KOBİ’lere, esnafa verdiklerimizin yanı sıra bak şimdi 1996’da işe başladık, yılbaşında 500 milyon dolar verilecekti KOBİ’lere biz yılsonunda 1 milyar dolarla bitirdik. Yüzde 100 arttırmışız esnafa verilen paraları.
Şimdi size 54’üncü Erbakan hükümeti’nin başarılarından bazılarını okuyorum. Bunları biz söylemiyoruz başkaları söylüyor.
Bir; rant ekonomisinden reel ekonomiye geçiş sağlandı.
Acı reçetelerle değil tatlı reçetelerle çözüm getirildi.
Vergi, zam, düşük ücret, iç ve dış borç kalmadı.
Özkaynaklarımıza dayalı olarak ülkenin ekonomik imkânları seferber edildi.
İsraflar ve yolsuzluklar önlendi ve meseleler böylece çözüldü.
Üç büyük başarı elde edildi. Ülke ekonomisi onarıldı. Halkın bütün katmanlarının refah seviyesi yükseltildi. Türkiye’nin yeniden büyük Türkiye hamlesi yapması sağlandı.
Şimdi size ben 25 Ocak 1997 tarihinde Akşam Gazetesi’nin manşetini okuyorum; “Yeniden Büyük Türkiye’ye doğru koşar adım”
25 Ocak 1997 Zaman gazetesi manşeti; “ekonomi de düze çıkıyoruz”
19 Ocak 1997 Türkiye gazetesinin manşeti, “Ekonomi de kara delikler kapanıyor”
24 Ocak 1997 milliyet; “Batı şimdi Hoca’ya daha farklı bakıyor”
Hımmmm…
26 Ocak 1997 sabah gazetesi; “Yeniden Büyük Türkiye Vizyonu”
4 Şubat 1997 Yeni Yüzyıl Gazetesi; “Refahyol Doğruyolda”
28 tarihli Milliyet gazetesi; “Erbakan Sessiz ve Derinden. Erbakan’ın ekonomide sağlayacağı kalıcılık bir bakıma Refah’ın kalıcılığı demektir”
Sabah Gazetesi; “Sayın Erbakan inandığı ve yapmak istediği projeleri büyük bir heyecanla ortaya koyuyor”
Dış Basın Ne Diyor:
Die Welt gazetesi; “Türkiye’ye duyulan güvensizlik giderek kayboluyor”
Frankfurter Allgemeine; “Türk ekonomisi Erbakan’ın politikasına güven duymaya başladı”
 De Presse; “Türkiye ekonomiyi güçlendiriyor”
 Türkiye’yi bugünkü halde devraldık, Allah bu bereketi verdi. Bunları yaptık, yaptıklarımızı konuşuyoruz. Sonucu size iki cümleyle özetleyeyim. Şu anda Türkiye’nin neresine gitsem bir yaşlı nine görüyorum. 80 yaşında, ‘Bana bak’ diyor..”Erbakan sen misin?” “Evet Benim”
“İlle elini öpeceğim”
“Hayırdır İnşallah Nineciğim?”
“Ben senin zamanında Bağkur emeklisi maaşı alırken, 80 lira zam aldım. Ondan sonra zam diye bir şey görmedim. Bugün ekmek yiyorsam o gün aldığım zamla yiyorum. Onun için ille elini öpeceğim”
Israr ediyor.
Bir Amca görüyorum; “Erbakan sen misin?”
“Evet Benim”
“Elini öpeceğim”
“Neden?”
“Çünkü senin zamanında ben muhasebeciyle kavga ettim. Dedim ki evladım benim maaşım bu kadar çok olamaz. Bir hata yapıyorsun. Sonra sana ödettirirler. Tekrar tekrar bak. Dedi ki amcacığım, Erbakan geldi bereket geldi. Biz tekrar tekrar baktık. Senin maaşın budur.”
Şimdi ben bunları konuşuyorum ya şu anda bir memurumuz 500 lira alıyor. 400 lira da kira ödüyor. Çoluğuna çocuğuna ekmek alamıyor. Memurun hali bu. Buradan sesleniyorum:
“Bak memur kardeşim. 23 Temmuz ne demek biliyor musun? Şimdi 500 lira alıyorsun ya, 23 Temmuz’da bin 500 lira alacaksın haberin olsun.
Nereden alacaksın? Allah bu bereketi verecek. Allah’a şükürler olsun bizde para çok. Nerden alacağımızı göstereceğim şimdi sana.
Şimdi bakın biz sadece halka bu paraları vermekle kalmadık, devleti tamir ettik. Devleti faizden kurtardık, bütçe açıklarını kurtardık. Dış ödemeler dengesini kurtardık.
Şimdi size bu konferansın bir nüktesi olarak şu şekli gösteriyorum. AKP ile Saadet Partisi arasındaki fark nedir?
Bunu anlatmak için size iki tane şekil gösteriyorum.
Bu şekil AKP’yi gösteriyor. Şu yukarıda bir üçgen var. En üstte ne diyor? Devir daim makinesini keşfedenler derneğinin rozeti. Geçen asırda devir daim makinesi keşfetmek modaydı. Herkes, ben devir daim makinesi buldum diye ortaya çıkıyordu. Bunlar o kadar çoğaldılar ki, dernek kurdular. Paris’te bir devir daim makinesi sergisi açıldı.
Hâlbuki termo dinamiğin ikinci kanuna göre, devir daim makinesi olmaz. Enerjiyi mutlaka bir kaynaktan alacaksınız. Enerjiyi siz yoktan var edemezsiniz. Onu, ancak Cenab-ı Allah yoktan var eder. Varı da yok edemezsiniz. Dolayısıyla mutlaka, bir kaynaktan enerji alacaksınız. Herhangi bir enerjiyi kullanabilmek için.
Hayır efendim, biz kaynaksız şekilde enerji üretiyoruz diyenler çoğaldı, çoğaldı, çoğaldı ve dernek kurdular. Ve derneklerine bir rozet yaptılar. O rozet, ne biliyor musunuz? Şu üçgen. Bu üçgenin üzerine, bir zincir konmuş. Şu aşağıda bir zincir var ya, o zinciri üçgenin üzerinden devam ettiriyorsunuz.
Şimdi bak, ey köy kahvesindeki kasketli beni iyi dinle.
Nasıl aldatılıyorsun bak. O zaman bu derneğin mensupları bunu yakalarında rozet olarak taşıyorlardı. Bir üçgen ve bir zincir. Devir daim makinesinin rozetidir bu. Niye? Bununla halkı aldatıyor.
Diyor ki, bak arkadaş; şu üçgenin şu kenarı uzun mu? Uzun.
Uzun kenarın üzerinde bir zincir yok mu? Öbür tarafta kısa zincir var. O uzun zincir, bu kısa zinciri çekecek. Çünkü uzun zincirin ağırlığı daha fazla. Bir kere sen bunu itersen, bu devamlı olarak döner diye adam aldatıyor. Bunun aldatmacası nerde? Bana bak, bu kenar uzun ama, buradaki zincirin ağırlığı olan G1’in zinciri çekme kuvveti olan F1, öbürünün ağırlığı olan daha küçük G2’nin o zinciri itme kuvveti olan F2’ye eşittir. Onun için buradan F1’le çekersen oradan F2’yle geri doğru çeker, zincir hareket etmez. Adam mı aldatıyorsun?
Şimdi ne yazıyor burada? 3 Kasım 2002. Irkçı emperyalizm, AKP’nin ipini şöyle bir itiverdi. AKP zannetti ki, bu hep böyle dönecek. Dönmez arkadaş, bu böyle gitmez.
Şimdi, bu AKP’nin rozeti. Adam aldatıyor, bu böyle gider diyor, gitmez. Devir daim makinesi olmaz. Senin, kaynağın yok. Senin, mayan yok. Sen, bunu üretemezsin. Senin rozetin bu. AKP, John Ahmet’in devir daim makinesi demek. Adam aldatıyor. Gitmez bu böyle. İşte gitmiyor, deniz bitti. Satacak bir şeyin kalmadı. Faiz, milli gelirden fazla oldu. İnsanlar aç. 2 milyon köylü köyünü terk etti.
Sen milleti mahvettin ya, mahvettin. O köyünden göçen insan, o küçücük yavrular, onlar bizim yavrularımız, bizim. Senin bu zulmüne tabi müsaade etmeyiz. Ben bu konferansı niye veriyorum? O köyden göçen yavrunun ızdırabını biliyorum da onun için. Senin elinden onları kurtaracağız, sen tecrübesizsin, bilgisizsin, sandalye hırsından oraya getirildin, oturdun, at yarışı spikerisin, hiçbir şeyden haberin yok, IMF ise kendi planını yürütüp, milleti mahvediyor.
Peki efendim sizin rozetiniz nedir? Bu da bizim rozetimiz. Vaad değil, bilmem KDV’yi şuraya indireceğim, petrolü buraya indireceğim değil, biz yaptıklarımızı konuşuyoruz. Bak bu neyi gösteriyor biliyor musun, alttaki seneleri görüyor musun. Ne olmuş da 97 senesinde bütçeye nazaran faiz bu kadar düşmüş. Çünkü oraya Milli Görüş gelmiş. Bak ondan önce faiz gittikçe artıyor, bir yerde faiz aşağıya doğru eğilmiş, çökmüş. Niye, Milli Görüş gelmiş de onun için. Bu neden bizim rozetimiz biliyor musunuz? Çünkü, şu çizgiyi görüyor musunuz, ben bu çizgiyi gördüğüm zaman 1976 yılında Muhammed Ali’yi İstanbul’a davetimizi hep hatırlıyorum. Kendisini davet ettik İstanbul’a. Hocasıyla birlikte beraber çıktı geldi. Sultanahmet Camii’nde Cuma namazı kıldık. Muazzam bir cemaat, içinizde onu hatırlayanlar vardır. Dışarıda otobüs bekliyor, halka hitap edeceğiz. Avluyu mavluyu herkes doldurmuş. Biz otobüsten hitap ederken, önde bulunup da bizi görmek ve dinlemek isteyen insanlar Cuma namazından sonra selam verir vermez hemen otobüsün önüne hücum ettiler, bir insan kalabalığı..
 Sultanahmet Meydanı o zaman bugünkü gibi değil, düz park gibi bir yer, otlar var- onların üzerinden otobüsün bulunduğu yere koştular. Koşarken otların bulunduğu yer çiğnenmesin diye eskiden konulmuş olan demirleri ezmişler. Şimdi işbirlikçi gazetelerden birisi -ismini vermeyi istemiyorum- ertesi gün Muhammed Ali ismini yazacak, yazamaz işine gelmez, çünkü Muhammed Ali dünya şampiyonu İslam boksörü, onun propagandasını niye yapsın. Bizim konuşmamızı yazacak, yazamaz. Çünkü bizimle kan uyuşmazlığı var. Ne yapacak. En büyük olay da olmuş, bir şey yazması lazım. Gitmiş ezilen o parkın demirini çekmiş, aynen bunun gibi, demirin resmini çekmiş, otobüsü göstermiyor, konuşmayı göstermiyor, Muhammed Ali’yi göstermiyor, bizleri göstermiyor, demiri gösteriyor, altına manşet atmış, ‘Dün buradan bir dünya şampiyonu geçti’ diyor. Konumuzla ilgisi ne? Soruyorum şimdi bu demir niye böyle ezilmiş? Çünkü 97’de bir dünya şampiyonu gelmiş ezmiş, ondan dolayı ezilmiş.
AKP’nin rozetini unutmayın Con Ahmet’in devir daim makinesi. Saadet Partisi, Milli Görüş’ün rozetini de unutmayın, faizin yok edilmesi. İşte rozetler bunlardır, işte farklar bunlardır, işte 23 Temmuz’da yeniden dünya şampiyonu geliyor, hadise budur.
Geliyor da ne olacak efendim? Haaa, şimdi yemeğin kaymağına geldik. Bak baştan haber veriyorum, 23 Temmuz’dan itibaren üç şey değişecek:
Bir, önce hedef değişecek. Bizim hedefimiz Avrupa kapısına bağlanan birisi olmak istemiyoruz. Ne olacak, yeni dünyanın öncüsü olacağız. Kölelikten, sefaletten, esirlikten, zilletten kurtulacağız. Niye, gerçekten saadet geldi de onun için.
İki, biz bu düzeni değiştireceğiz. Bak anayasanın ikinci maddesinde yedi tane şart koşulmuştur, devletin özelliği olarak, dört değil. Çünkü o madde iki paragraftır. Birinci paragrafta diyor ki, her şey adil olacak, sonra insan haklarına uygun olacak, sonra huzur ve barışın teminine yardım edecek. İkinci paragrafta ne diyor, demokratik, laik hukuk devleti olacak, sosyal bir devlet olacak. Yedi tane şart koşmuş. Birinci şart ne, her şey adil olacak. Nerede bu adalet ya? Şimdi ben bugün gidiyorum süpermarketten bir mal alıyorum, aldığım mala 300 lira ödüyorum, bunun 100 lirası faiz. Bankalar eliyle dolaşıp, ırkçı emperyalizme gidiyor, sen bunla kurşun al, yarın gel beni öldür diye. 100 lirası da haksız vergi. Bunu da devlet alıyor, yarısını götürüp ırkçı emperyalistlere veriyor. Ben buradan Suudi Arabistan’a uçakla gidemiyorum. Neden, çünkü havalalanından serbest bölgeye uçmak için IATA üyesi olmam lazım. IATA ırkçı emperyalizmin kuruluşu, paranın yüzde 9’unu ona vermem lazım. Gemiyle gitsem, Loyd üyesi olmaya mecburum, yüzde 9’unu ona vereceğim.
Amerikan’ın dışında 5 trilyon dolar var. Gelmiş kağıdı vermiş, petrolü elinden almış, 5 trilyon sömürmüş. Sonra bir daha gelmiş, sana yeşil dolar verdim ya, onu bana ver, sana bu sefer sarı kağıt vereceğim demiş. Ne bu, Amerikan tahvili, dolara endeksli tahvil. Sarı kağıt vermiş, 5 trilyon da o tahvil var, bir daha kullanmış, oldu 10 trilyon. Bu 5 trilyon şimdi gitmiş merkez bankasında toplanmış, merkez bankalarının rezervlerini almış 5 trilyon, onlara da bir beyaz kağıt vermiş. Şimdi Türkiye’nin 60 milyar dolar sözde rezervi var, bu merkez bankasının kasasında durmuyor. Rockfeller’in kasasında duruyor. Merkez bankası başkanının masasında ne var, senin şu kadar paran yatıyor diye beyaz bir kağıt var. Biz buna üç kağıt oyunu diyoruz. Yeşil kağıtla 5 trilyon, sarı kağıtla 5 trilyon, beyaz kağıtla 5 trilyon, 15 trilyon sömürülmüşsün. Dünyada 6 milyar insan 45 trilyon dolarlık mal alıyor. Bunun yarısı dünya siyonizmine gidiyor, 22,5 trilyon, demin söylediğim sebepten dolayı. Nerde ne alırsan al, oraya gidiyor. Bu nasıl dünya ya Hacca gideceksin, yüzde 9 ödeyeceksin. Şimdi bak üç kağıt oyununu bırak. Alışverişlerle ödenen 22,5 trilyonu da bırak, sadece 10 tane uluslar arası kuruluşla 7 trilyon sömürü yapıyor. Şu 7 trilyonun manası nedir biliyor musun? 6 milyar insanın her birisi her sene 1200 dolar ödüyor dünya siyonizmine. Bunun manası şu, şu anda dünyanın bir köyünde bir çocuk dünyaya geldi, bu çocuğa diyorlar ki, hoş geldin, yeni evini beğendin mi, beğendim, burada kalmak istiyor musun, istiyorum. İyi ama bu evin bir sahibi var, kim o, ırkçı emperyalizm. Bunun da kirası var. Senede 1200 dolar ödemezsen burada kalamazsın. Allah Allah Bu nasıl dünya yahu, bu nasıl dünya Şimdi bu işbirlikçilere sesleniyorum, sözde 16 tane parti seçime giriyor, hadi ordan be, hadi ordan, çocuk mu aldatıyorsunuz. Niye, çünkü Saadet Partisi’nin dışındaki hepiniz, 15’inizde işbirlikçisiniz, IMF’cisiniz, Amerikancısınız, İsrail’den yanasınız. Hiçbirinizin birbirinizden farkı yok. Siz bir tek partisiniz. Sizin içinizde biz bu faizci düzeni değiştireceğiz diyen var mı? Efendim KDV’yi yüzde 3’e indirecekmiş, IMF abin sana müsaade etmeyecek ki. Farzet ki indirdin, ağacın yaprağının tozunu temizledin, bu ağacın kökü çürük yahu, kökü, kökü… Saadet Partisi’nden başka kurtuluş yok.
Ne diyorum ben size önce hedef değişecek. Sonra anayasaya uyacak şekilde düzen değişecek. Nasıl düzen değişecek? Bu faizci düzen değişecek. Ben illa bu angaryaları ödemeye mecbur değilim. Herhangi bir üretim yaptığım zaman bu üretimin içine faiz karışmayacak. Şimdi ekmek alıyorum ya, bu ekmeğin traktörü faizle alınıyor, masrafa yazılıyor. Un fabrikası faizle kuruluyor masrafa yazılıyor, taşıdığı kamyon faizle alınıyor masrafa yazılıyor, fırın masrafı, hepsi masrafa yazılıyor. Sonra ekmeği alırken bunu ben ödüyorum. Üç misli pahalılaşıyor. Bunlar kalkacak arkadaş, bunlar haksız oyunlar. Irkçı emperyalizmin oyunları. Öbür taraftan devlet yanlış yerde vergi alıyor. Ben şirketi kuruyorum, benden vergi alıyor. Dur yahu bir şey üreteyim, kar edeyim de karımdan vereyim. Hayır üretme, az adamla çalış, IMF’nin emri böyle. Biz IMF’e çay içirip göndermeye geliyoruz.
Kimin için, köy kahvesindeki kasketli Ahmet için. Köy kahvesindeki kasketli Ahmet’in işçisi biziz. Onun hakkını alıp ona vermek için savaşan biziz. Onu gelmiş narkozlamış. Hani bu AKP varoşların partisiydi. Ne oldu bu varoştakiler öldü bitti. Sadece 4 tane dolar milyarderi 24’e çıktı. Bu sadece dolar milyarderlerine çalıştı. Adam mı aldatıyorsunuz, çocuk mu aldatıyorsunuz, hadi ordan. Hepiniz rantiyecisiniz, hepiniz rant ekonomicisiniz, hepiniz haksız kazançtan yanasınız, hepiniz fakir fukarayı ezen insanlarsınız. Sizden hayır gelmez. Bu ezen ezilen düzeninin değişmesi lazım. Mutlaka adil bir düzenin kurulması lazım. Yani bütün maliyetlerin içinden bu haksız faizler, bu haksız vergilerin çıkartılması lazım. Bunlar çıkartıldığı zaman ürettiğinin maliyeti üçte bire düşecek. Üçte bire düştüğü zaman ürettiğin malın maliyeti, sen aynı işletme sermayesi ile üç misli üretim yapacaksın, üç misli insan çalıştıracaksın ve senden ucuz hiç kimse mal yapamayacak. Ne söylüyorum duyuyor musun? Kimse seninle rekabet edemez. Bugünkü maliyetin üçte biriyle üretirsen kim senle rekabet edecek? Ne Çin’miş, ne Hint’miş, onların hepsinde faiz var. Hiçbirisi bu düzenle rekabet edemez. Ne diyorum ben, hedef değişecek, düzen değişecek ve bunun yanında aynı zamanda da ekonomide zihniyet değişecek. Ne zihniyeti değişecek? Rant ekonomisinin yerine reel ekonomi gelecek, havadan kazanç yerine, sömürme yerine, alın teri gelecek.
Bu sebepten dolayıdır ki işte şimdi 23 Temmuz tarihi büyük bir insanlık devrimi tarihidir. Çünkü Saadet Partisi iktidara geliyor. Bakınız size şurada hedef nasıl değişecek gösteriyorum. Biz biliyorsunuz geçen sefer geldiğimiz zaman D-8’leri kurduk. Şimdi D-60’ları, D-160’ları ertesinde kuracağız, yeni bir dünya düzeni kuracağız, Yeni Birleşmiş Milletler. Yeni siyasi irade, teknolojik işbirliği teşkilatı, yeni para birimi, ekonomik işbirliği, yeni bir banka, dünya bankası ama bunun gibi faizci değil. Yeni bir IMF, fakirleri doyurmak için, soymak için değil. Bundan başka kültür işbirliği, ifsadı körüklemek için değil, ıslah için. Şuurlandırma ve aynı zamanda da tanıtma teşkilatı olacak, kadın ve aileyi korumak için. Dünya teşkilatları olacak bütün insanlığın saadeti için. Teknolojide öne geçeceğimiz için 2’nci Yalta’yı yapacağız, hakkınıza razı olun, oturun oturduğunuz yerde diyeceğiz, ecdadımız gibi yeni bir dünya kuracağız. 23 Temmuz işte budur.
Şimdi 23 Temmuz sabahından itibaren yapacaklarımızı kısa birer cümle ile özetliyorum.
1-   Erbakan hükümeti zamanında başladıklarımızı bıraktığımız yerden alıp devam edeceğiz.
2-   Ekonomik kalkınma, herkese refah, milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınma, dengesizliklerin giderilmesi, yeniden büyük Türkiye’nin kurulması.
3-   Ekonomi yönetiminin IMF’den alınarak milli iradeye devri. Ekonomik yıkımı durdurarak, ekonomik kalkınma hareketinin başlatılması ve bunun için de şu tablodaki reçete uygulanacak:
Ekonomik kurtuluş reçetesi:
1-   Başaracağına inanarak, aşk ve azimle işe başlamak. Bu ancak iman ister, Saadet Partisi’nin işidir.
2-   Milli heyecan. Saadet Partisi’nin işidir.
3-   Hedefin heyecanını taşıyan bilgili ve gayretli kadro. Başaracağına inanan, bilgi, plan, program, kadro, takip, intaç. Sistemin disiplinle yürütülmesi. Dünya olimpiyatlarının 5 tane halkası vardır. Bizim 6 tane halkamız var, biz onlardan da üstünüz. Nedir o 6 tane halka. Önce inanacaksın. Sonra bilgi sahibi olacaksın. Sonra planlı olacak, sonra kadron olacak, takip olacak ve intaç olacak. Böylece bu altın zinciri uygulamak suretiyle, bu disiplinle olaylar sonuca eriştirilecek. Başarının anahtarı burada yatmaktadır. Reel ekonomi benimsenecek. Kendi gücümüzle kalkınacağız. Üretim, ihracat, istihdam seferberliği başlatacağız. Üretim akıllı ve engelsiz, ucuz, yüksek kaliteli olacak. Bölüşümde herkes hakkını alacak, adil bir düzene geçilmek suretiyle. Ülke bütünüyle kalkınacak, tüm gelir gruplarına dengeli refah sağlanacak. Tasarruflar teşvik edilecek, her türlü israf ortadan kaldırılacak, verimlilik, toplam kalite arttırılacak.
Rant ekonomisi… Bunlar ne yapıyor. 22 numaralı slaytta bunların ne yaptıklarını görüyoruz. Rant ekonomisi ne demek, hortumlar onarılsın, pompalar kurulsun. Borç, faiz, zam, vergi, düşük ücret ve düşük taban fiyatı. Devlet yüksek faizle sürekli borçlansın; iç borç, dış borç, bütçe açığı, dinazorlar büyüsün.
Böylece para yatırıma, hizmetlere, gelir gruplarına değil faize gitsin. Krediler rantiyeye verilsin. Pompalar çalışsın, kısır döngüler sürsün. Üretimi ancak büyük sermaye yapabilsin, onlara kolaylık olsun, diğerlerine engel. Bölüşümde en büyük pay rantiyenin olsun. Kamu ihaleleri aşırı fiyatla rantiyeye verilsin. Özelleştirme adı altında milletin bütün imkanları rantiyeciye kanalize edilsin. Bankalar yalnız rantiyenin olsun. Faiz oranları, enflasyon ve döviz kurları rantiyenin işine gelecek şekilde ayarlansın. Onların esasları budur.
 
Biz reel ekonomiye geçtiğimiz zaman ne yapacağız? Başaracağına inanarak işe başlamak, kendi gücüyle kalkınmak, üretim, istihdam, ihracat seferberliği, üretimin engelsiz, ucuz ve yüksek kaliteli olması, adil düzen sayesinde, bölüşümde herkesin hakkını alması, ülkenin bütünüyle kalkınması, bütün gelir gruplarına dengeli refahın sağlanması, herkese refah verilecek.
Diğer bir ifadeyle bizim yapacağımız uygulama onlarınkinin tersi olacak. Onların ki neydi, görüyorsunuz, demin size gösterdim. Millet, dört koldan soyulacak, rantiye havuzunda toplanacak, rantiyeciler arasında taksim edilecek. Biz ne yapacağız, biz ise Allah’ın verdiği nimetleri, milli kaynakları üretim, istihdam ve ihracatla servete çevireceğiz, bir yandan adil düzenle, bir yandan teşvikle, bir yandan yardımla bir yandan da verimliliği ve kaliteyi arttırmak suretiyle insanlarımızı zengin edeceğiz. Aramızdaki fark budur. Bunların ikisini yan yana koyacak olursak işte aradaki büyük fark budur. Görüyorsunuz sol taraftakiler, 15 tane partinin hepsi. Saadet Partisi’nin dışındakilerin hepsi tek bir parti. Hepsi aynı modele göre çalışıyor. Bir tek Saadet partisi halk için çalışıyor.
Öbür şekle geçelim. Efendim siz ne yapacaksınız da halkı zengin edeceksiniz. Çok kolay. Bak ey kahvede oturan kasketli Ahmet, sen 3 Kasım’da ne yaptın biliyor musun, şurada 1 yazıyor ya, sen halksın, sırtına hortumu bağladın. Oyunla AKP’nin eline verdin. O da getirdi hortumu rantiyenin cebine akıttı. Senin yaptığın iş budur. Şimdi ne yapacaksın. 5 sene sonra akıllandın şimdi sırtından o hortumu sökecek Saadet Partisi, Allah’ın verdiği zenginliklere bağlayacak, alacak senin cebine getirip akıtacak. Bu nimetler var, ama yanlış yere akıyor. Rantiyenin cebine akıyor, sen fakir kalıyorsun. Sebep kim, sensin. Verdiğin oy. Sen oyunla, ben aç kalmak istiyorum diyorsun. Cenabı Allah da ‘Öyle mi ya kulum, al öyleyse açlığı vereyim’ diyor. Kendi elinle aç kalıyorsun, oy verirken nereye oy verdiğinin farkında değilsin ki.
Öbür şekle geçelim. Bak aradaki fark bu. Sen 3 Kasım’da kendi sırtına hortumları bağladın, AKP’nin eline verdin oyunla, o da götürdü rantiyecinin cebine akıttı. Şimdi 22 Temmuz’da ne yapacaksın, senin sırtından hortumlar sökülecek, hortumlar Allah’ın verdiği nimetlere bağlanacak, Saadet Partisi vasıtasıyla bütün imkanlar senin cebine akıtılacak.
Bak aramızdaki fark bu.
Sen 3 Kasım’da hortumları kendi sırtına bağladın, AKP’nin eline verdin ucunu. O da götürüp, rantiyenin cebine akıttı.
Şimdi 22 Temmuz’da ne yapacaksın?
Senin sırtından, bu hortumlar sökülecek. Hortumlar, Allah’ın verdiği nimetlere bağlanacak. Saadet Partisi vasıtasıyla, bütün imkânlar senin cebine akıtılacak. 
Sen deli misin yahu? Soyulmak mı istiyorsun, yok olmak mı istiyorsun? Güçlenmek mi istiyorsun? Ne zaman aklın başına gelecek? Neyin ne olduğunu ne zaman anlayacaksın? 
IMF’nin soygun düzeni değiştirilecek.
 Size geçen konferansta anlattım. AKP’nin yaptığı iş, eve girişler arttı diyor. Sıcak döviz giriyor, ithalat giriyor, seni soyuyor. AKP asansörü ile rantiyeye gidiyor. Oradan da Siyonizme gidiyor. Orta yerdeki halk, sen bir şey almıyorsun.
Hâlbuki oyunu eğer Saadet Partisi’ne verirsen, nimetler evin içine zenginlik olarak girecek. Saadet asansörü parayı sana dağıtacak, ey kasketli adam. Rantiyeye de 1 YTL verilecek.
Şimdi bak hesap veriyorum.
Efendim, halkı nasıl zengin edeceksiniz?
Hiç bunu bize sormayın. Kaynağı nerden bulacaksınız demeyin. Çünkü bu kaynağı kaç kez bulduk?
Biz Adil Düzeni kurup, milli geliri muazzam miktarda artıracağız. Çünkü her şey üçte bir fiyatına mal olacak. İhracat artacak, istihdam artacak, milli gelir artacak. Bunları bir kenara bırakıyorum. Yolsuzluk, molsuzluk gidecek.
Bunları da bir kenara bırakıyorum. Sadece şu AKP’nin dışarı gönderdiği 200 milyar dolar varya, biz tıpkı bu havuz sisteminde olduğu gibi bu 200 milyar doları dışarıya göndermeyeceğiz. 5 senelik bir dönemde tam 1 trilyon yapar.
Göndermeyeceğiz de, ne yapacağız?
Şimdi bak okuyorum. Bu 1 trilyonla ne yapacağız işte:
Devletin bütün iç ve dış borcunu ödeyeceğiz. Çünkü devletin iç ve dış borcu 500 milyar dolar. Herkese yoksulluk sınırının çok üzerinde maaş vereceğiz. Herkese sağlık sigortası yapacağız. Adalet sisteminin bütün ihtiyacını karşılayacağız. Herkese eğitim. Her çocuk istediği üniversitede istediği fakültede okuyacak. Deme yahu. Evet diyorum. “Bunun için 200 tane daha üniversite kurman lazım” Kuracağım, var mı bir diyeceğin? 200 üniversite ne tutar? Biz hep yüzde 100 artırarak gelmiyor muyuz? Bizim karnemize, sicilimize, mazimize baksana. Her şeyi biz yüzde 100 artırmışız. Senin 100 tane üniversiten varsa, biz 300 tane kuracağız. Var mı bir diyeceğin? Çocuk okumak istiyor, niye okumasın? Bu parayı alıp, ırkçı emperyalizme verip, “Git misket bombası al, yarın gel beni işgal et” diyeceğime, çocuğumu okutsam daha akıllı iş yapmam mı?
Her köye asfalt yol yapacağız. Avrupa’da olduğu gibi.
Türkiye’nin her önemli yerine otoban yapacağız. Bak, sadece fikir versin diye söylüyorum.
22 tane GAP yapacağız, 35 tane Telekom, 40 tane TÜPRAŞ, 80 tane ERDEMİR, mükemmel bir savunma sanayi. İçinde neler var söylemem
Her eve her ay 2 bin dolarlık ek kaynak. 6 milyon işsize iş.
İşte 1 trilyon dolarla, bunların hepsi yapılır. Bunu götürüp dışarıya veriyorsun. Kendin burada inim inim ağlıyorsun. Niye? AKP’ye oy verdin de onun için. 50 sene oldu. Bu işbirlikçelere oy verdiğin zaman sonunda bunun olacağını bilmiyor musun? Bunlar senin düşmanınla işbirliği yapıyor. Onun için seni soyuyor. Seni yok etmeye çalışıyor. Deli misin sen yahu? Deli misin, deli misin?
22 Temmuz’da bu sözüm kulağında çınlasın.
Yeniden Büyük Türkiye, projelerini yeniden inşa edeceğiz. Bu projelerin teferruatına girmeyeceğim. Sadece size şekillerle, resimlerle gösteriyorum.
Bak Türkiye ne olacak?
Burada döşeyeceğimiz, doğalgaz ve petrol boru hatlarını görüyorsunuz. Burada yapacağımız hidrolik santralleri görüyorsunuz. Burada yapacağımız termik santralleri görüyorsunuz. Burada yapacağımız nükleer santralleri görüyorsunuz. Burada planlanan yeni otoyolları görüyorsunuz. Burada bölünmüş yolları görüyorsunuz. Ve bir de, yüksek standartlı Tiran-Bakü otoyolu yapılacak. Dünyanın en mükemmel otoyolu olacak. Neden? Balkanlarda bizimdir tarihimizdir ondan dolayı, Kafkaslar da bizimdir. Biz Tiran’dan Bakü’ye kadar bu otoyolu yapacağız. Bu Bağdat demiryolu demektir.
Milli Görüş geliyor, oyuncak değil bu. Dünya değişiyor. Bak, boğazın içerisinde tünel. Üstünden üçüncü köprü. İzmit Körfezi ve Çanakkale köprüsü. Bunlar yapılacak. Sonra hızlı tren yapılacak. Gerçekten hızlı tren. Öyle adam öldüren tren değil.
Sonra yeni havalimanları, uluslar arası serbest bölgeler.
Sen Milli Görüş’ün ne olduğunu bilsen, 22 Temmuz’a kadar uyuyamazsın.
Neden? Çünkü bak. Şurada bir İskenderun görüyorsun ya. Bu İskenderun’daki serbest bölge demek, Singapur demektir. Singapur’a günde 200 tane gemi giriyor, 200 tane gemi çıkıyor. Bunların girmesi ve çıkması elektronik ortamda takip ediliyor. Bu gemilerin hepsi, konteynır getiriyor. Ben gittim, gördüm gözümle. Sevk idare merkezini de Singapur Başbakanı ile gezdim. 200 geminin getirmiş olduğu konteynırlardaki şu kasa nereye gidecek? Ben bunu gümrükte nereye koyacağım? Bu bir problem. Bunu bilgisayar çözüyor. Bu kasayı alıyor, nereye konmasını icap ettiğin hesaplıyor, oraya götürüp koyuyor. Bir dahaki sefer onu arayıp bulmak için bütün dağı yıkıp bulmak zorunda kalmayasın diye. Öyle bir liman.
Bu liman, nasıl bu hale gelmiş? 200 giriş, 200 çıkış. Koskocaman muazzam bir şehir. Hep konteynırlarla dolmuş. Bu neresidir? Güneydoğu Asya’dır. Güneydoğu Asya neresi? Dünyanın bir ucu. Adam bunu dünyanın öbür ucunda yapmış.
İskenderun, neresi? Asya, Avrupa ve Afrika’nın merkezi. Sen bunu yaptığında, orada 200 gemi geliyorsa, buraya 1000 gemi gelecek, 1000 gemi çıkacak. Niye? Milli Görüş geldi, Saadet Partisi geldi de onun için.
Van canına yahu. Ben size anlatırken bile şaşıyorum. Şu küçücük oyun içinde neler varmış, neler, neler. Bir oy vermek ne demekmiş?
Bir kere daha bunları hatırladığım için gerçekten hayret ediyorum. Hepsi bu oyun içinde. Sen bunu götürüp heba edersen, tabi ağlarsın. Bunu yerinde kullanırsan, elbette Sultan Fatih olursun.
Bundan başka da, Anadolu’nun içerisinde birçok serbest bölgeler olacak. Bu serbest bölgelere, Diyarbakır ve Trabzon’un da ilave edilmesi lazım. Diğer yandan organize sanayi bölgeleri yapılacak.
Şimdi bunların hepsini anlattıktan sonra, teferruata girmeyeceğim. Beklediğiniz her türlü hizmet gerçekleştirilecektir.
En önemli yapacağımız şey ise, devlet yapısında gerçekleştireceğimiz değişiklik. Nasıl IMF devlet içinde devlet kurmuşsa, biz de tam tersini yapacağız. Her şeyi milli iradeye vereceğiz. Şimdi bizim bildiğiniz gibi, yüksek güvenlik kurulumuz var. Bu kurum, ülkenin güvenliği için çalışıyor. Ülkenin güvenliği için çalışıyoruz ama her şeyimiz düşmanımıza gidiyor. Bu nasıl güvenlik yahu?
Ne olacak?
Milli Bağımsızlık Kurulu kuracağız. Ben neden mal alırken üçte birini düşmanıma ödeyeyim? Bunun çaresi nedir? Sen mal alırken üçte birini düşmanına verirsen güvenliğini ne ile temin edeceksin? Bizim yaptığımız Nasreddin Hoca’nın türbesine benziyor. Bir kilit var, üç duvar yok. Irkçı emperyalizm, istediği gibi fıldır fıldır giriyor. İstediğini yapıyor, istediğini yürütüyor. Senin bunları engelleyecek halin yok. Onun için:
1- Bağımsızlık ve Ekonomik Sömürünün Önlenmesi Yüksek Kurulu. 
2- Yüksek Teknoloji Geliştirme Kurulu. Teknoloji çok mühim. Bizim teknolojide dünyanın en önüne geçmemiz lazım. Bunun içinde en yüksek seviyede takip etmemiz lazım.
3- Adil Ekonomik Düzene Geçiş Yüksek Kurulu. Bu kurulda, bütün Türkiye’de en ucuz üretimin meydana gelmesi için alınması gereken tedbirleri yetki ile takip edecek. Ve böylece Türkiye’miz hakikaten, lider ülke haline gelecek.
Şimdi size, bir kere daha 1 trilyon dolarla yapılacaklarımızı hatırlatıyorum ki, Adil Düzene geçmekle elde edeceğimiz büyük gelir artışı bir yana, verimlilik artışı bir yana, sadece ırkçı emparyalizme vereceğimiz parayı vermeyeceğimiz için biz çok zengin olacağımızdan dolayı görüyorsunuz , 5 yılda 1 trilyon dolar öbür partilere nazaran farkımız var.
Bunları onlara vermeyeceğiz. Kendi halkımıza vereceğiz.
Yeniden Büyük Türkiye’yi, Yeni Bir Dünyayı kuracağız.
Görüyorsunuz ki, biz çok zenginiz, Elhamdülillah.
Şimdi sözlerimi iki kelime ile kapatıyorum.
Ey aziz milletimizin kıymetli evladı.
Birincisi, 22 Temmuz’da kireç suyu içmeyeceksin, süt içeceksin süt.
İkincisi, Saadet Partisi’ne oy verdiğin zaman 23 Temmuz senin en büyük bayramın olacak. Hepinize, televizyonları başında bizi dinleyen bütün kardeşlerimize gösterdiğiniz sabırdan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Cenabı Allah’tan 22 Temmuz’un Yeni Bir Dünya’nın başlangıcı olmasını diliyorum.
Allah’a emanet olun. 22 Temmuz bayramınız kutlu olsun.
Zafer inananlarındır ve zafer yakındır.
Esselamüaleyküm.
Reklamlar

Hakkında saklibelgeler
turk ve dunya tarihinin yanlışları doğru olarak gösterdikleri birçok olayın hakiki yüzü.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: